YENİ ŞAFAK GAZETESİ YAZARI SAYIN HASAN ÖZTÜRK’E AÇIK MEKTUP

Yeni Şafak gazetesi yazarı Sayın Hasan Öztürk'ün bir takım asılsız dedikodu ve şayialara itibar ederek hakkımızda gerçek dışı bazı ithamlarda bulunması doğru ve yakışık alan bir tavır değildir!

8 Eylül 2020 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlanan yazısında Sayın Hasan Öztürk, 2 yılı aşkın bir süredir kasıtlı olarak sürdürülen medya karalama kampanyası boyunca kamuoyuna servis edilen ve gerçeklerle bağdaşmayan bir takım yalan ve iftira içerikli haberlerin etkisinde kalarak Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında asılsız, mesnetsiz ve gerçek dışı bazı anlatımlarda bulunmuştur.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Sayın Hasan Öztürk, ne Adnan Bey’i tanır, bilir ne Adnan Bey’in çalışmalarını takip eder ne de kendisinin bir kitabını okumuştur.

Aynı şekilde, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının dava dosyası hakkında hiçbir bilgisinin de olmadığı anlaşılan Sayın Hasan Öztürk;

  • Dava dosyasındaki tüm uydurma asılsız iddiaların hiçbir somut delil ve belgelerinin bulunmadığı,
  • Aleyhimizdeki tüm ithamların ve karalama amaçlı iftiraların yalnızca, baskı ve tehditle korkutularak müşteki ve sözde itirafçı yapılmış olan en yakın arkadaşlarımıza zorla söylettirilen asılsız iftiralarla doldurulmuş soyut beyanlardan ibaret olduğu,
  • Dava dosyasından sızdırılan bu iftiralara binbir türlü yalan ve abartılar ekleyerek, suçlulukları hiçbir yargı kararıyla kanıtlanmamış masum insanların en temel anayasal hakları olan 'Masumiyet Karinesi'ni çiğneyerek kamuoyuna servis eden, 'Basın Meslek İlkeleri'ni ayaklar altına alan bir kısım medyanın kumpasın kara propaganda ayağını oluşturduğu,
  • Kumpasçı derin devlet elemanlarının bu yargısız infazı desteklemeleri için korkutup sindirdikleri bir kısım gazeteci ve medya mensuplarının da bu haksız ve hukuksuz karalama kampanyasına ya husumet ve art niyetle isteyerek veya korkutularak çaresizce ya da tümüyle cehalet ve basiretsizlikleri nedeniyle alet oldukları,
  • Mevcut gerçek ve somut delillerin aleyhimize ortaya atılan tüm itham ve iddiaları çürüttüğü, hepsinin lehimize olduğu, bize yöneltilen tüm iftiralardan bizi akladığı,
  • Hakkımızda öne sürülen tüm itham ve iftiraların tek tek cevaplarının verildiği,
  • Bu nedenlerden dolayı, camiamıza kumpas kuranların 2 senedir hakkımızda yeni iftiralar attırabilmek, mevcut iftiraları desteklemek için gerek cezaevinde gerekse dışarıdaki arkadaşlarımıza görülmemiş baskı ve tehditler yönelterek aralarından sahte itirafçılar devşirmeye çalıştıkları

gibi gerçeklerden bihaber olduğu halde, Adnan Bey ve arkadaşlarımıza yönelik aslı astarı olmayan çirkin ifadelerde bulunma hakkını kendinde nasıl görmektedir?

Bir kısım medyanın tamamıyla yalan üzerine bina edilmiş haberlerinden, uydurma hayali hikayelerinden etkilenerek alenen iftiraya uğramış Müslümanlara yönelik nasıl gayri ahlaki ithamlarda bulunabilmektedir? Tertemiz Müslümanları delilsiz, belgesiz iddialarla, tamamen kulaktan dolma dedikodularla suçlama hakkını bir Müslüman olarak Sayın Hasan Öztürk kendisine nasıl yakıştırmaktadır?

Sayın Hasan Öztürk, eğer elinde bir suç delili varsa onu açıklamalı, ortaya koymalıdır. AMA ORTADA BÖYLE BİR DELİL OLMADIĞINA HİÇBİR ZAMAN DA OLMAYACAĞINA GÖRE, Hasan Öztürk’ün yaptığı bu asılsız, delilsiz, dayanaksız ve tümüyle hayali senaryolara dayalı suçlamaların Kuran’a göre haram olduğunu, iftira kapsamına girdiğini, böyle davranmanın Allah Katında büyük bir suç olduğunu bir Müslüman kardeşimiz olarak kendisine hatırlatmayı borç bilmekteyiz.

Yüce Allah, Kuran’da bir Müslümana “zina iftirasında” bulunulduğunda diğer Müslümanların Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür diyerek hüsnü zanla yaklaşmalarını emretmiştir. Bir kimseye karşı zina isnadında bulunanların ise “dört şahitle gelmeleri” gerektiğini bildirmiştir:

Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR" demeleri gerekmez miydi? 

Ona karşı DÖRT ŞAHİTLE gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir.

Eğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu. 

O durumda SİZ ONU (İFTİRAYI) DİLLERİNİZLE AKTARDINIZ VE HAKKINDA BİLGİNİZ OLMAYAN ŞEYİ AĞIZLARINIZLA SÖYLEDİNİZ VE BUNU KOLAY SANDINIZ; oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür. 

Onu işittiğiniz zaman: "Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen Yücesin; bu, BÜYÜK BİR İFTİRADIR" demeniz gerekmez miydi? (Nur Suresi, 12-16)

Görüldüğü gibi, Kuran ayetleri son derece açıktır. Bir Müslümana, delilsiz yani dört şahit göstermeden zina isnadında bulunmak haramdır. Ayetin hükmü gereği, Müslümanlara zina iftirası atıp ve dört şahit getiremeyenler “Allah Katında yalancıların ta kendileri”dir. Yani artık, "KENDİLERİNE GÜVEN OLMAYAN" insan oldukları, dolayısıyla herhangi bir konudaki şahitliklerinin de bundan sonra geçersiz olduğu bildirilmektedir.

Buradan da açıkça anlaşılmaktadır ki, Hasan Öztürk, Sayın Adnan Oktar'a yönelik asılsız ithamlarında Kuran’ı değil, hiçbir delile ve belgeye dayanmayan gerçek dışı kumpasçı dedikodu ve yaygaralarını ölçü alarak büyük bir harama girmiştir. Bu nedenle, Yüce Rabbimiz’in ayette bildirdiği gibi “Allah Katında çok büyük (bir suç)” işlemiştir.

Ayrıca, Müslüman olarak bir başka Müslümana iftira atıldığında Allah’ın emri gereği “BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR” demesi ve Müslümanlara hüsnü zanla bakması da tüm Müslümanların üzerine farz olduğu gibi Hasan Öztürk’e de Allah’ın emrettiği bir farzdır.

Acaba, Sayın Hasan Öztürk -haşa- kendisini Allah’ın Kuran’daki emirlerinin üzerinde mi görerek vicdanı rahatsız olmadan tertemiz Müslümanlar için böyle ithamlarda bulunmakta, anlamak mümkün değildir.

Bu tutumu karşısında, Sayın Hasan Öztürk’ten vicdanına başvurarak şu soruya samimi cevap vermesini isteriz:

ADNAN BEY VE ARKADAŞLARINA YÖNELTTİĞİNİZ ÇİRKİN VE GERÇEKLİKTEN TAMAMEN UZAK BU İDDİALARI BİR BAŞKASI SİZİN İÇİN SÖYLESE, YARIN BİR GÜN AYNI YA DA BENZER İFTİRALAR, ADETA BİR BUMERANG GİBİ SİZE AİLENİZE VE YAKINLARINIZA DÖNSE HOŞUNUZA GİDER Mİ? O DURUMDA BUGÜN BU MASUM İNSANLARA YAPTIKLARINIZDAN DOLAYI PİŞMANLIK DUYAR MISINIZ?

Diğer yandan şu önemli konuyu da belirtmek isteriz ki; Sayın Hasan Öztürk’ün bu ifadeleri hukuken de suç teşkil etmektedir. Yazısında, “süregiden bir davayı etkileme girişimi" suçunun kapsamına giren ifadeler kullanmakta, yargılaması halen devam eden, haklarında hiçbir kesinleşmiş yargı kararı olmayan insanlar hakkında adeta kendini hakim yerine koyarak hüküm vermektedir. Eğer, Sayın Hasan Öztürk'ün "nasılsa herkes yapıyor, ben de kervana katılır kanun, hukuk tanımadan ağzıma geleni söylerim, nasıl olsa bugün kimse hesabını sormuyor" gibi bir yanılgısı varsa, kanun hukukun eninde sonunda mutlaka tecelli edeceğinin, zira kanun ve hukukun teminatının İlahi adalet olduğunu yine kendisine hatırlatmak isteriz.

Oysa ki biz, bir Müslüman kardeşimiz olarak Sayın Hasan Öztürk’ten,

  • Müslümanlara karşı asılsız ithamlarda bulunanları eleştirmesini,
  • Mahkeme kararı olmadan insanları suçlamanın kanunsuzluk, ahlaksızlık olduğunu anlatmasını,
  • Sevgiyi, şefkati, merhameti, hukuku, adaleti ve dürüstlüğü savunmasını,
  • Müslümanlara iftira atıldığını, haklarında tek bir suç delili bile bulunmadığını gürül gürül anlatmasını

bekleriz. Sayın Hasan Öztürk’e yakışan da budur, diğer türlüsü hiçbir şekilde yakışık almaz.

Bizler, Hasan Öztürk’ü dürüst ve güzel ahlaklı bir insan olarak biliyoruz. Kendisinden ricamız bu yaptığı büyük hatayı görüp ivedilikle düzeltmesidir. İleri yaşta tecrübeli bir büyüğümüz olarak güzel ahlakıyla herkese örnek olmalıdır. Müslümanlara karşı daima hüsnü zanla bakmalı, İslam alemini yok etmeyi kafaya koymuş olan İngiliz derin devletinin bu amacı için alçakça kurduğu kumpası anlatmalı, bu kumpasa dikkat çekmeli ve bu karanlık yapıyı deşifre etmelidir. Bir Müslüman olarak başka Müslümanlarla uğraşması ise sadece İngiliz derin devletinin işine yarayacaktır. Ve bu da, kendisi hiç istemeden, farkında bile olmadan derin devletin kumpasına alet olması anlamına gelecektir.

Dolayısıyla Sayın Hasan Öztürk, insanların birbirlerine kolayca iftira atabilmelerini teşvik etmemeli ve dostlukla, kardeşlikle diğer Müslümanlara yaklaşmalıdır.

İftira atmayı, zulmü, haksızlığı, hukuksuzluğu teşvik etmek Türkiye’yi cehenneme çevirir. Nitekim her gün TV kanallarında nefretin sel gibi olduğu, insanların birbirlerini vurduğu, kadınların ağlatıldığı, öldürüldüğü haberlere tanık oluyoruz. Zulmü, iftirayı, adaletsizliği desteklemek, teşvik etmek tüm bu felaketlere de ortak olmak anlamına gelir.

Doğru olan, Müslümanlara atılan iftiraları dillendirmek, yaymak değil, tüm ömrünü Türkiye’nin ve İslam aleminin büyüyüp güçlenmesine adamış olan Müslümanlara İngiliz derin devletinin yaptığı, Deccaliyetin yönettiği kumpası anlatmaktır. Bunun tam aksini yapmak, kumpasçılarla aynı safta yer alıp onların Müslümanlara yönelttiği çirkin isnat ve iftiralara ortak olmak, İngiliz derin devletiyle bağlantılı derin devlet elemanlarının ağzından konuşmak çok vahim bir hata olur.

Bizlerin, kanuna, hukuka, Allah’ın emir ve yasaklarına son derece titiz Müslümanlar olarak Hasan Öztürk’e önemli tavsiyemiz, bu vahim hatadan ve bu ağır vebalden kurtulmak için hatasını fark ederek acilen tevbe, istiğfar edip bundan sonra da hem kanuna hukuka hem de Kuran'a aykırı söz ve davranışlara asla tevessül etmemesidir.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.