KOMPLOCULAR, KORKUTARAK "SÖZDE" İTİRAFÇI YAPTIKLARI ARKADAŞLARIMIZ ÜZERİNDEKİ BASKILARINI ARTIRIYORLAR

CAMİAMIZA KOMPLO KURAN ODAKLAR, BASKI VE TEHDİT YOLUYLA KORKUTARAK "SÖZDE" İTİRAFÇI YAPTIKLARI ARKADAŞLARIMIZ ÜZERİNDEKİ BASKILARINI HER GEÇEN GÜN DAHA DA FAZLA ARTIRMAKTADIR !!!

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın yaklaşık 40 yıldır Darwinist, komünist, materyalist kesimlere karşı sürdürdüğü ilmi ve kültürel faaliyetler camiamıza karşı kurulmuş komploların en büyüğünün 2016 yılı itibariyle devreye sokulmasına yol açmıştır.

Daha önceden de düzenlenmiş sayısız komplolara rağmen Allah’ın varlığını ve birliğini, Kuran ahlakını, İslam Birliği’ni, yaratılış gerçeğinin bilimsel delillerini ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyan ideolojilerin açmazlarını anlatmaktan vazgeçmediğimizi gören İngiliz derin devleti, Sayın Adnan Oktar'ın son yıllarda bu karanlık yapıyı çok kapsamlı deşifre etmesinin ardından bu kez çok daha karmaşık ve geniş çaplı bir oyuna başvurmuştur. Bu tuzakta, sadece camiamızın mensupları değil, mensuplarımızla geçmişte bir şekilde bağlantısı olmuş çok sayıda insan da hedef alınmıştır.

Bu komploda aynı zamanda, İngiliz derin devletinin fitne ve terör taşeronlarından FETÖ'nün yöntemleri de yoğun bir biçimde kullanılmıştır. Camiamıza mensup olmayan birçok insan, arkadaşlarımız hakkında yürütülen soruşturmaya şüpheli olarak gözaltına alınıp tutuklanmakla korkutulmuşlar, böylelikle sözde "etkin pişman", "itirafçı" gibi sıfatlar altında tamamıyla iftiradan oluşan suçlayıcı sahte ifadeler vermeye zorlanmışlardır.

Tüm bunların sonucunda, İngiliz derin devleti ve ülkemizdeki uzantılarının organize ettiği kumpas ekibi tarafından, hukuken hiçbir karşılığı olmayan yapay ve sahte suçlar oluşturulmuş, bu suni suçlamalara sahte deliller üretilmiş, sözde etkin pişman ve müştekilere baskı ve tehdit altında zorla yalan ve iftira içerikli beyanlar verdirilmiş ve bu gerçek dışı beyanlarla asılsız ithamlar ve mesnetsiz suçlamalar desteklenmeye çalışılmıştır.

Yazılı ve görsel basından camiamıza ideolojik husumet besleyen birçok kuruluş sanki bir düğmeye basılmış gibi aynı anda bu komploya destekçi çıkmış, yapılan haberlerde gizli yürütülen soruşturmamızın evrakları hukuka aykırı şekilde yayınlanmış, mensuplarımızın masumiyet karinesi defalarca çiğnenmiştir. Camiamızın sosyal etkinliklerine katılan sanatçılara bile psikolojik baskılar uygulanmıştır. Bu süreçte kamuoyunun camiamıza karşı tavır alması için her türlü yalana ve hukuksuzluğa başvurulmuştur. Bu haksızlık ve hukusuzluklar halen de hız kesmeden devam etmektedir.

 

HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİN ARACILIĞINI YAPAN AV. FUAT SELVİ VE AV. CELAL ÜLGEN’İN İŞLEDİKLERİ HUKUKSUZLUKLAR

Avk. Fuat Selvi

300 yıldır dünyada dinsizliği, bencilliği ve sevgisizliği yayan İngiliz derin devletinin ve bu yapının kontrolüne giren bazı husumetli müştekilerin birlikte yürüttükleri komploda en çok hedef alınan kişiler, 11.07.2018 tarihli polis operasyonu sonrasında tutuklanan arkadaşlarımız olmuştur. Bunlara tecrit uygulanmış, zaten son derece ağır olan cezaevi şartları dayanılmaz hale getirilmiş, fiziki ve psikolojik baskı yapılmış, bir kısmı ağır hastalıkları sebebiyle ölümle yüzyüze gelmiş ve bu koşullar altındaki insanlara “eğer arkadaşlarına iftira atarsan, seni cezaevinden çıkarırız” şeklindeki hukuka aykırı vaatlerle kandırma yöntemleri uygulanmıştır.

 

Avk. Celal Ülgen

Bu kişilerin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaları, daha doğrusu arkadaşlarımıza iftira atmaları için her türlü strateji izlenmiştir. Bazı husumetli müştekilerin görevlendirdiği Av. Fuat Selvi ve Av. Celal Ülgen, arkadaşlarımızı sözde "etkin pişman", "itirafçı" yapabilmek çabasıyla, bulundukları cezaevlerine defalarca görüşmeye gitmişlerdir. Hiçbir hadleri ve yetkileri olmadığı halde kendilerine güya devletimiz, hakimlerimiz ve savcılarımız adına konuşuyor görünümü vererek çeşitli yalan, saptırma ve yanlış yönlendirmelerle arkadaşlarımızı korkutmaya, manipüle etmeye, üzerlerinde psikolojik baskı kurmaya çalışmışlardır. 

Bu amaçla:

  • Devletimizin güya camiamızın üzerini çizdiğini, 

  • Operasyonun arkasında sözde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın olduğunu, 

  • Savcıların ve hakimlerin -kendilerini tenzih ederiz- çoktan ayarlandığını, 

  • Davada TCK’nun ve hukukun işlemeyeceğini, 

  • En az 100-150 yıl ceza alınacağı, 

  • Cezaevinden bir daha çıkmalarının mümkün olmayacağını,

  • Cezaevinde darp edileceklerini, şişleneceklerini, canlarını koruyamayacaklarını,

  • Uzun yıllar cezaevinde kalmak istemiyorlarsa, “mavi gökyüzünü tekrar görmek istiyorlarsa” 

tek kurtuluşun, cezaevinden tek çıkış yolunun sözde "itirafçı" olarak Sn. Adnan Oktar ve camiamız aleyhinde özel kurgulanmış yalan, iftira ve uydurma senaryolarla dolu ifadeleri vermeleri olduğu şeklinde dayatmalarda bulunmuşlardır.

Bu tür psikolojik baskılar, telkinler, dayatmalar ve aldatmacalar sonucunda husumetli müştekiler tarafından iradeleri fesada uğratılan bazı arkadaşlarımız,cezaevinin zorlu şartlarının ve taşıdıkları bazı hayati hastalıkların da etkisiyle can korkusuyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma adı altında bir yığın iftiranın altına imza atmak zorunda kalmışlardır. Ortada suç olup olmadığı önemli değil, siz bizim dediğimizi yapın” denilen arkadaşlarımıza açıkça “siz yazın biz gerekli eklemeleri yapacağız” da denilmiştir. Bu arkadaşlarımız her şeyden ve herkesten önce kendilerini mahcup eden akıl almaz yalan, hakaret ve aşağılamayı kabullenmeye, kendi elleriyle kendilerine iftira atmaya mecbur kalmışlarnur gibi hanımlar olabilecek en ağır ithamlarla itiraf adı altında kendi onurlarına ve iffetlerine hakaret etmek zorunda bırakılmışlardır. Bu sahte ifadelerin altına imza atmaya mecbur kalmaları nedeniyle de tahliye edilmişlerdir.

Bu sahte ifadelerin “sipariş ürünü” olduğunun delili bizzat o ifadelerin kendileridir. Çünkü bunların hazırlanışı günlerce sürmüş, (bazılarında 8 gün) her seferinde yeni ekler yaptırılarak defalarca baştan yazdırılmış, “şunu da yaz, bunu da yaz” diye zorla eklettirilen uydurma hikayelerle ortaya 100-150 sayfalık “sahte-uydurma ifadeler” çıkmıştır. Ayrıca açıktır ki, hiçbir insan, hiçbir genç kız, can tehdidi olmadan böylesine aşağılayıcı karalamaları kendisi için dile getirmez, kendi kendine bu kadar küçük düşürücü iftiralar atmaz.

Ayrıca Bu sahte “itiraf”ların tümü hukuken de geçersizdir. Çünkü yasaya göre savcılıkta alınması gereken ifadeler emniyette alınmıştır. Yargıtay, 16. Ceza Dairesi’nin Ergenekon Davası’ndaki kararında olduğu gibi bu tür ifadeleri geçersiz kabul etmektedir. Kaldı ki kanunlarımıza göre, sanıklara “sen benim istediğim ifadeyi ver, ben de senin tahliye işini çözeyim” şeklinde menfaat vaat ederek elde edilen ifadelerin delil değeri de yoktur. Aynı, işkenceyle imzalatılan sahte ifadelerde olduğu gibi, emniyette günlerce baskı altında tutarak menfaat vaad ederek üretilen sahte itirafnamelerin de hiçbir hukuki kıymeti mevcut değildir.

 

KOMPLOCULARIN YENİ STRATEJİSİ: ETKİN PİŞMAN SANIKLARI “MÜŞTEKİ” DE YAPMAK

Kendilerine “dur” diyen kimsenin olmadığını düşünen bazı komplocular camiamızı kendilerince dağıtmak amacıyla her geçen gün yeni stratejiler üretmekte, böylece suçsuz insanları daha çok mağdur etmektedirler. Hukuk devleti olan Türkiye’de hukuksuzluklarını pervasızca sürdürmektedirler.

Yaşanan son olaylar göstermektedir ki, arkadaşlarımızı daha fazla nasıl suiistimal edebileceklerini araştırmışlar, onları ayrıca “şikayetçi” olarak kullanmaya karar vermişlerdir. Zira biraz düşünüldüğünde, bu stratejinin, komploya ait çürük mantıkları kendilerince sağlamlaştırmak için olduğu da görülmektedir. Komploculara göre, eğer bir kişi sözde suçları itiraf ettiyse, hem sözde samimiyetini hem iddialarını daha net ortaya koyabilmek için suçlara karıştığını iddia ettiği arkadaşlarından şikayetçi de olmalıdır. Böyle bir şikayet, etkin pişman sanıkların attıkları adımlardan geri dönmelerini, yani komplocuların baskısından korkmayıp doğruları dile getirmelerini de zorlaştıracağından önemli görülmektedir. Komploculara göre bu şikayet aynı zamanda, söz konusu kişilerin bir daha eski hayatına dönememelerini sağlayacak bir ispattır.

Aslında camia mensuplarımıza uygulanan bu yöntem Ergenekon Davası’nda da kullanılmıştır. FETÖ’cüler Ergenekon davası tutuklu sanığı Osman Yıldırım’ı tahliye vaadiyle gizli tanık olmaya ikna etmişlerdir. Osman Yıldırım gizli tanık sıfatıyla mahkemede ifade verip tüm suçlamaları teyit edince onu tahliye etmişlerdir. Tahliye sonrasında bu kez de açık tanık olarak dinletmişlerdir. Böylece 1 devşirilmiş sanıktan, hem itirafçı hem gizli tanık hem de açık tanık üretmişlerdir.

Camia mensuplarımızdan sözde şikayetçi sayısındaki artışın, komplocular için hedefe giden yolda atılmış önemli bir adım olarak görüldüğüne hiç şüphe yoktur. Zaten bu yüzden de yaklaşık 2,5 yıldır, müşteki ve etkin pişman sanık sayısının artması için her türlü baskı ve tehdit yöntemini denemektedirler. Yalanları, ne kadar çok kişi dile getirirse o kadar kolay “doğru” gibi algılatabileceklerini düşündüklerinden adeta bir “insan avı” sürdürmektedirler. Özellikle genç ve masum birçok genç kızımız komplocuların eline düşmüş, her türlü hukuksuzlukta kullanılmıştır. Tertemiz genç kızlara kendi namusları aleyhinde kendi ağızlarıyla akıl almaz çirkinlikler söyletilmiş, bu sebeple çok büyük acılar yaşamalarına sebep olunmuştur. Komplocuların elinde adeta oyuncak haline getirilen suçsuz ve temiz bu insanların başka hangi suçlara zorlanacakları, ne gibi karanlık eylemlere azmettirilecekleri belli değildir. Bizler canımız gibi sevdiğimiz bu arkadaşlarımızın mecbur bırakıldıkları bu koşullar altında yaşayabilecekleri daha büyük tehlikelerden endişe ediyor, onları koruyamamaktan da dolayı da rahatsız oluyoruz.

Camiamızdan şikayetçi olan etkin pişman sanıklar üzerinde Av. Fuat Selvi’nin yönlendirmesi halen devam etmektedir. Mahkeme ifadelerinden sonra dosyaya sundukları ek ifade dilekçelerinde vurgulayacakları tüm gerçek dışı hususlar da bu arkadaşlarımıza dikte edilmiştir. Söz konusu dilekçelere bakıldığında, bunların dilekçeleri imzalayan kişilerin ellerinden değil de tek kişinin elinden çıktığına açık ve net olarak gösteren birçok delil görülmektedir. Dilekçeler, komplocuların iradesini yansıtan detaylarla ve suni suçlamalarla bir kez daha doldurulmuş, en nihayetinde ise camiamızdan şikayetçi olunduğu konusuna bağlanmıştır.

 

KOMPLOCULARA DESTEK VERENLERE BAZI HATIRLATMALAR

Günümüzde Türkiye’de bazı gazetecilerin ve araştırmacıların gözaltına alınmaları, hatta tutuklanmaları nedeniyle yargıya yönelik ağır eleştiriler getiren kesimler vardır. Bu kesimler insanların düşünceleri, inançları ve yaşayış biçimleri nedeniyle gözaltına alınmalarının ve tutuklanmalarının büyük bir hukuksuzluk olduğunu dile getirmektedirler. Bu kişilerin hemen tahliye edilmeleri, bu tür gözaltı işlemlerinin son bulması için uzun zamandır çalışmalar yürütmektedirler.

Bu eleştiriler ve çalışmalar hukuk devletinde son derece olağan eylemlerdir ve kınanacak bir yönleri yoktur. Burada esas dikkatimizi çeken husus, gazetecilerin maruz kaldıkları hukuka aykırı işlem ve muameleleri eleştiren bazı kişilerin, konu camiamıza geldiğinde susmaları, hatta insanların zorla iftiracı veya şikayetçi yapılmalarını alkışlamaları veya desteklemeleridir.

Mesela Sözcü Gazetesi geçtiğimiz günlerde Murat Ağırel’in Emin Çölaşan’a gönderdiği bir mektubu yayınlamıştır. Murat Ağırel mektubunda, içinde bulunduğu süreçte meydana gelen ve hukuksuz olarak değerlendirdiği bazı uygulamalardan bahsetmiştir. Murat Ağırel’in avukatı olan ve bu mektubu cezaevinden Emin Çölaşan’a taşıyan Av. Celal Ülgen ve onun ortağı Av. Fuat Selvi, şikayet edilen hukuksuz uygulamaların aynılarının kendilerinin de yer aldıkları Adnan Oktar Davası’nda yapılmasına sessiz kalkmakta, hatta destek çıkmaktadırlar. Av. Fuat Selvi ve Av. Celal Ülgen bazı gazetecilerin tutuklanmalarında veya onlarla ilgili iddianamelerin hızlı düzenlenmemesinde hukuksuzluklar olduğu yönünde sürekli demeçler verirken, arkadaşlarımızın yargılandığı davadaki haksız ve hukuksuz tutuklulukları görmezden gelmektedirler. Suçsuz olmalarına rağmen tutuklanmış mensuplarımızı, cezaevinden kurtulmak istiyorlarsa suçsuz diğer arkadaşlarımıza iftira atmaya yöneltmektedirler. 

Aynı konuyla ilgili farklı dosyalarda farklı görüşler ve tutumlar benimsemenin tutarlı bir davranış olmadığı açıktır. Av. Celal Ülgen’in müvekkili Murat Ağırel için talep ettiği adalet ve hukuku, görev yaptığı Adnan Oktar Davası’nın sanıkları için de istemesi gerekir. Bunun aksi bir tutumun samimi ve adil olmayacağı açıktır.

Bazı basın ve yayın kuruluşlarının yaşadığımız süreçteki tavırları da bunlardan farklı değildir. Davamızda masum insanların haksız yere tutuklanmasını coşkuyla karşılayan, hukuka uygun şekilde tahliye edilen arkadaşlarımızın tahliyesini eleştiren, dava süreci devam etmesine rağmen komplocuların iftiraları üzerinden mensuplarımızı henüz yargılama bitmeden direkt suçlu ilan eden birçok gazeteci bulunmaktadır. Burada büyük bir çelişki oluştuğu açıktır. Zira gazetecilerin tutuklanmalarında bir hukuksuzluk bulanların, camia mensuplarımızın tutuklanmalarında da açık hukuksuzluk olduğunu görmeleri gerekmektedir. Sonuçta onların bakış açısıyla her iki olay incelendiğinde, olaylardaki ana tutuklanma gerekçesinin “savunulan fikir” olduğu aşikardır. Ancak bahsini ettiğimiz kişiler bu gerçekleri bilmelerine rağmen, maalesef bunları dile getirmemekte, kendileriyle aynı ideolojiyi paylaşanları desteklerken paylaşmayanları ise desteklememektedirler. Bu samimiyet testini kaybetmektedirler.

Yüce Rabbimiz Maide Suresi’nin 8. ayetinde, “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” diye buyurmuştur. Allah “El-Adl” (sonsuz adaletli ) olandır. Allah insanlara adaletli olmalarını emretmektedir. Adaletli kullarını sevdiğini belirtmektedir. Her koşulda ve her kişiye adaletli yaklaşılmasını öğütlemiştir. Bu emir ve öğütlerin toplumlar için ne kadar değerli oldukları insanların haksızlığa uğradıkları süreçlerde daha da iyi anlaşılır. Dolayısıyla tüm vatandaşlarımızda olduğu gibi, mensuplarımızın ve yakınlarının da adaletle karşılık bulmaları hukukun ve vicdanın savunucusu her insan için önemli görülmelidir. Adaletten toplumdaki herkes faydalanırsa, ülkemizdeki birlik ve beraberliği bozmak için her türlü ahlaksızlığa ve hukuksuzluğa başvuranların oyunlarının daha kolay bozulacağı aşikardır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.