KANAL D ANA HABER PROGRAMINI HUKUK VE VİCDAN SINIRLARI İÇİNDE YAYIN YAPMAYA DAVET EDİYORUZ

14 Haziran 2020 akşamı yayınlanan Kanal D ana haber programında, muhabir İbrahim Konar tarafından hazırlanan haberde İzmir’de yaşanan bir dolandırıcılık vakası iddiasına yer verilirken Sayın Adnan Oktar’ın da ismi kullanılmıştır. Hiçbir tutarlılığı ve mantığı olmayan, kanaatimizce reyting kaygısıyla Adnan Oktar Bey’in adını kullanarak dikkat çekme amacı taşıyan bu haberde hem en temel hukuki değerler ihlal edilmiş hem de basın yayın etik kuralları hiçe sayılmıştır.

Öncelikle daha önce defalarca hatırlattığımız ve bildiğimiz kadarıyla Gazetecilik Fakültelerinde de öğretilen “masumiyet karinesi”ni bir kez daha anımsatmak isteriz. Dünyanın her yerinde, her durumda, her insan suçlu olduğu ispat edilene kadar masumdur. Bir insanın suçlu olup olmadığına hüküm verecek olan makamlar ise tv kanalları, gazeteler, dergiler, haber siteleri, sosyal medya hesapları değil bağımsız Yargıdır. Bunun aksine bir harekete ise "yargısız infaz" adı verilir ki bu bir insanlık suçudur.

Mahkemelere gerek yok, biz kendimiz yargılar, hükmü verir ve gerekeni yaparız” zihniyetiyle hareket etmek isteyenlerin unutmaması gereken en önemli husus ise, böyle hukuk dışı bir sisteme kapı açıldığında bir gün kendilerinin de bu durumun mağduru haline gelebilecekleridir.Nitekim, 2 yıldan bu yana camiamıza yapılan görülmemiş haksızlıkları, hukuksuzlukları, zulümleri aralıksız olarak anlatmamıza, gündemde tutmamıza rağmen bu vicdansızlıklara ısrarla kulaklarını tıkayanlar son dönemlerde bazı gazetecilerin göz altına alınıp tutuklanmaları ile “yargısız infaz yapmamak”, “delilsiz tutuklamaların yersizliği”, “tutuklamayı bir nevi cezalandırma yöntemi olarak kullanmamak”, “keyfi gözaltılar”, “usulsüz elde edilen dijital verilerin delil sayılamayacağı”, "uydurma gerekçelerle insanlara en ağır, en yüz kızartıcı suçların isnad edilmesi" gibi son derece vahim ve hukuksuz uygulamaları bir anda sorgular hale geldiler.

Muhabir İbrahim Konar

 

Biz bu ülkede bir gün her insanın hukuka ihtiyaç duyabileceğini biliyor, örneklerini görüyor ve her türlü haksız, hatalı ve art niyetli uygulamanın düzeltilip normale döndürülmesinin ülkemizin demokrasisi açısından elzem olduğuna inanıyoruz. Derin devlet ve bazı kirli uzantılarının başını çektiği hukuksuz ve vicdansız uygulamaların ısrarla sürdürülmesinin, bu yolla öfke ve linç ruhunun beslenmeye çalışılmasının ise ülkemizin bekasına, birlik ve beraberliğine yönelik çok büyük ve vahim bir tehdit olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda bu tür girişimlerin üst akıl İngiliz derin devletinin hükümetimizi ve Sayın Cumhurbaşkanımızı da zora sokmaya, ülkemizin imajını zedelemeye yönelik sinsi ve kahpe bir planın da parçası olduğunu görüyoruz.

Bu vesileyle, Kanal D Ana Haber Programı yapımcı ve editörlerine de hukuku göz ardı eden, öfke ve galeyan duygularını körükleyen, tek yanlı üslubun oluşturacağı sevgisiz bir yaklaşımın bir gün mutlaka kendilerini de sıkıntıya sokacak bir ortamın zeminini hazırlayabileceğini hatırlatıyor, “gelin hep birlikte sevginin, anlayışın, merhametin, saygının ve hukukun hakim olduğu bir Türkiye inşa edelim” çağrısında bulunuyoruz. 

Söz konusu haberde adı geçen dolandırıcılık ve haksız kazanç elde etme ithamının ise Sayın Adnan Oktar’ın ismiyle yanyana gelmesi bile mümkün değildir. Ömrünü Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmaya, sevgiye, dostluğa ve iyiliğe adamış, üzerine kayıtlı hiçbir malı ve mülkü olmayan dolayısıyla dünyevi hırslardan tamamen uzak yaşayan Adnan Oktar beyin bu açıdan da sicilinin tertemiz olduğu hukuki bir gerçektir.

11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan polis operasyonunun ardından yapılan tüm mali incelemeler ve araştırmalar, en önemlisi hazırlanan MASAK raporu Sayın Adnan Oktar’ın tertemiz olduğunu ispatlamıştır. Basında dev puntolarla gündeme getirilen "milyon dolarlar", "gömülü paralar, altınlar" iddiaları ise bazı değerli gazeteci arkadaşlarımızın hayal gücünün ötesine geçmeyen, hiçbir gerçekliği de olmayan, sırf sansasyon amacı taşıyan cümlelerdir. Adnan Oktar ve arkadaşlarının halen yargılanmakta olduğu dosyada kendisinin ve arkadaşlarımızın dolandırıcılık yaptığı iddiasını destekleyen bir tane bile somut bulgu yoktur. Arkadaşlarımız buna rağmen tutuklu yargılanırken, dosyanın husumetli müştekilerinden olan ve dolandırıcılık yaptığını kendi ikrarı ile alenen kabul eden bir kişi ise, açık açık “dolandırıcılık yaptım” demesine ve suçu kabullenmiş olmasına rağmen, halen elini kolunu sallayarak sokaklarda dolaşmaktadır. Türk adaletinin bu ilginç ve anlaşılmaz durumu er veya geç düzelteceğine olan inancımız ise tamdır.

Adnan Oktar beyin hanım arkadaşlarıyla olan saygı ve sevgiye dayalı dostluğunun yine söz konusu haberde farklı lanse edilmeye çalışılması da abesle iştigal olmuştur. Adnan Oktar’ın yakın çevresinde bulunan hanımların hepsi üniversite eğitimi almış, en az iki dil bilen, büyük şehirlerde sosyal hayatın içinde olan, iş dünyasında önemli yerlere gelmiş, zeki, aydın, güçlü kişiliği olan hanımlardır. Hiçbiri kendilerine herhangi bir baskı ve dayatmayı kabullenebilecek, ya da herhangi bir kötü muameleye maruz kalması durumunda hakkını aramayı bilmeyecek insanlar değildir. Hepsi sosyal medyayı kullanan, elinin altında 24 saat telefon olan, davetlere, toplantılara, her türlü etkinliğe katılan, sokaklarda, AVM’lerde, cafelerde cıvıl cıvıl bir hayat yaşayan bu hanımların esir olduğunu iddia etmek ise aklın sınırlarını zorlayan bir mantıksızlıktır. Nitekim operasyon günü de sabaha karşı saatlerde onlarca eve aynı anda eş zamanlı olarak baskın yapılmış tek bir evde bile esir tutulan, eziyete maruz kalmış, zor ve baskı altında bir kadına rastlanmamıştır. Göz altına alınıp tutuklanan 200’e yakın arkadaşımız muayeneden geçirilmiş ve hiçbirinde herhangi bir fiziki ya da psikolojik baskı ve şiddet izine rastlanmamıştır. Şunu da unutmamak gerekir ki, 40 yıldır halkın gözü önünde olan popüler bir arkadaş grubunun içinde onlarca yıl boyunca esir tutulan kadınlar olduğunu iddia etmek her şeyden önce Devletimizin istihbarat ve güvenlik güçlerine bir nevi hakaret olacaktır. Tüm bu haberler ve yorumlar sadece bir yığın iftira ve karalama içerikli beyanlara dayanarak yapılmaktadır. Hukuk ise beyanlara göre değil somut belge ve bulgulara göre ilerleyen bir süreçtir.

Özetle Kanal D Ana Haber programı yaklaşık 2 yıldır yaptığı gibi bir kez daha hakkımızdaki haberinde gerçekleri hiçe saymış, hukukun ve vicdanın ölçülerine uygun bir yayın yapmamıştır. Kendilerini başarıya götürecek olan yol, reyting beklentisiyle olur olmaz haberler içinde Sayın Adnan Oktar’ın ismini geçirmek değildir. Başarılı haberciliğin sırrı aklın, hukukun, vicdanın sınırlarına uymak ve nefreti değil sevgiyi ön plana çıkaran bir insancıllığı esas almaktır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.