GERÇEKLER SAYIN DOĞAN KASADOLU'NUN HAYAL DÜNYASINDA YAŞADIĞINDAN VE YANSITTIĞINDAN ÇOK FARKLIDIR

10 Haziran 2020 tarihinde Akit TV’de yayınlanan ve Yusuf Ozan Demir’in sunduğu Asıl Mesele adlı programa katılan Musevi asıllı araştırmacı-yazar Sayın Doğan Kasadolu (David Kazado), Sayın Adnan Oktar ve camiamız hakkında gerçek dışı bazı ithamlarda bulunmuştur.

 

Kasadolu katıldığı programda camiamızla İsrail arasında güya bir casusluk ilişkisi bulunduğu iddiasıyla, Mali Şube'ye giderek dilekçe verdiğini ifade etmiştir. Ne var ki bu hayal mahsulü iddiaya dair tek kelime somut bir bilgi, belge veya delil ortaya sunamamıştır. Sunması da mümkün değildir, çünkü söz konusu iddia tümüyle asılsız ve gerçek dışıdır.

Camiamıza yönelik 2 senedir sürdürülen medyadaki karalama kampanyası sırasında ısıtılıp ısıtılıp belirli aralıklarla servis edilen iftira başlıklarından biri olan sözde "ajanlık-casusluk" safsatasını Kasadolu da, adeta sevimli görünmeye çalıştığı bazı çevrelerden "aferin" alabilmek umuduyla bir kez de kendisi gündeme getirme gayretine girmiştir.

Aslında, Sayın Kasadolu'nun programda aleyhimizdeki ithamları yönelttiği ilgili bölüme bir göz atmak bile anlatımlarında sağlıklı, tutarlı bir mantık örgüsü bulunmadığını göstermeye yeterlidir.

Yine de bu vesileyle, gerek mahkemeye gerekse basındaki bu konuyla ilgili asılsız iddialara yönelik savunma ve cevaplarımızda defalarca ve ayrıntılı olarak açıkladığımız bazı önemli hususları tekrar kısa başlıklarla hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Geçtiğimiz günlerde değerli gazeteci Sayın Ahmet Hakan'ın da bazı gazetecilerin "askeri ve siyasi casusluk" suçlamalarıyla gözaltına alınmaları üzerine kaleme aldığı bir makalesinde belirttiği gibi: "Casusluk iddiası çok çok ciddi ve altı sağlam ve somut kanıtlarla doldurulması gereken bir iddiadır". Oysa, camiamıza yöneltilen "casusluk" iddialarının asılsızlığını, mesnetsizliğini, saçmalığını ortaya koyan, art niyetli olduğunu, karalama ve itibarsızlaştırma amaçlı kurgulandığını gösteren çok sayıda delil ve gösterge mevcuttur, şöyle ki:

– Hakkımızda ileri sürülen sözde casusluk iddialarının altını dolduracak ne sağlam ne de zayıf hiçbir kanıt yoktur.

– Ortada casusluğu yapılan, sızdırılan, kaçırılan hiçbir bilgi, belge ya da devlet sırrı niteliğinde herhangi bir şey yoktur.

– İçinden sözde bilgilerin, devlet sırlarının kaçırıldığı herhangi bir resmi, siyasi veya askeri bir kurum da ortada yoktur.

– Ortada bu sözde casusluğu yapan, güya devlet bilgilerini sızdıran, kaçıran kimse de yoktur.

– Bu, sözde kaçırılan devlet sırlarının güya teslim edildiği bir ülke de ortada yoktur.

– Ortada, adına bu sözde casusluk faaliyetinin yapıldığı öne sürülen CIA, MI6, FSB, MOSSAD, vb. herhangi bir istihbarat örgütü yoktur.

– Camiamız mensupları arasında ne askeri ne siyasi ne resmi kurumlarda çalışan ne de devlet memuru olan ve bu kurumlardaki bilgilere haiz olabilecek hiç kimse yoktur.

Yukarıda saydığımız maddeler, camiamızın ve arkadaşlarımızın casusluk gibi çok ciddi ve ağır bir suçlamayla uzaktan yakından bir ilgilerinin olmadığını ve olamayacağını gözler önüne sermektedir. Kısaca, kim nasıl, ne zaman, nerden, neyin bilgisini kaçırıp kime, hangi ülkeye, hangi istihbarat örgütüne teslim etmiştir? Kim neyin casusluğunu kimin adına yapmaktadır? Bu soruların hiçbirinin cevabı ve karşılığı iddianamede yoktur. Çünkü ortada casusluk, ajanlık gibi bir suç yoktur.

Dahası MİT ve Dış İşleri Bakanlığı tarafından dosyaya sunulan raporlar da, casusluk gibi bir ithamdan bahsedilmesinin dahi mümkün olmadığını açık ve net olarak ortaya koymuştur. 

Yapılan kurguya göre, 30.01.2018 tarihinde Rusya’nın Soçi şehrinde Rus ve Türk Dışişleri Bakanları arasında gerçekleşen hayali bir gizli görüşmede konuşulanlar, güya orada bulunan bir Rus tercüman aracılığıyla Sayın Adnan Oktar’a iletilmiştir. Bir kısım basın da bu senaryoyu hemen sahiplenmiş, haberlere taşıyarak camiamıza karşı saldırıya geçmiştir. Halbuki soruşturma sürecinde, medyanın bahsetmek hiç işine gelmeyecek olan bazı gerçeklere ulaşılmıştır. Savcılık, Dışişleri Bakanlığı’na, iddialara konu görüşme ile ilişkili 2 soru sormuş, gelen cevap ise ajanlık suçlamalarını net bir şekilde yalanlamıştırAşağıda Dışişleri Bakanlığı’ndan dosyaya gönderilen ilgili cevabi yazılardan bölümler yer almaktadır:

Bunun dışında, iddianamede söz konusu uydurma casusluk suçlamasına sözde dayanak gösterilmeye çalışılan olay ve mantıklar ise falanca yabancı siyasi, gazeteci, fikir adamı, akademisyen, vb... nin Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki programlarına konuk olarak katılması veya filanca hahamların, imamların, rahiplerin, din adamlarının Sayın Adnan Oktar'ın davetlisi olarak ziyaretine gelmeleri gibi, herkesin gözü önünde gerçekleşmiş çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlerden, dostluk ilişkilerinden öteye gitmemektedir.

Nitekim, Doğan Kasadolu da hiçbir delili, dayanağı olmayan uydurma "casusluk" iftirasının kendince altını doldurabilme gayretiyle konuyu, İsrail'den konuk olarak gelip Sayın Adnan Oktar'ın bazı canlı yayın programlarına katılan değerli hahamlara bağlama gibi bir çaresizlik içine düşmüştür.

Oysa, Sayın Adnan Oktar yalnızca Musevi hahamlarla değil, dünyanın her tarafından her çevreden, her din ve inanç grubundan, siyasi görüşten, her türlü makam ve mevkiden önde gelen kimselerle çok sayıda görüşmeler yapmış ve bu görüşmelerin hemen hepsini canlı TV yayınlarında tüm insanların gözleri önünde gerçekleştirmiştir.

Bu görüşmelerin en hayati amaçları arasında öncelikle, dış güçlerin ülkemiz, devletimiz, hükümetimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız aleyhinde uluslararası toplumda yaygınlaştırmaya çalıştığı olumsuz imaj ve algıları yıkmak, bunların doğrularını anlatmak, çeşitli ülkelerden, çevrelerden, kuruluşlardan, inanç gruplarından sözü geçen, önde gelen insanlarla dostluk bağlarını güçlendirmek, bunlarla Türk toplumu arasında bir nevi köprü kurarak iletişimsizlikten kaynaklanan yanlış anlaşılmaları, peşin hükümleri, önyargıları, suni gerilim, ihtilaf ve çekişmeleri ortadan kaldırmak, İslam'ın menfaatlerine, Müslümanların faydasına, güvenliğine, huzuruna, rahatına ve refahına yönelik önemli konuları konuşmak, gündeme getirmek gibi bazı önemli başlıkları sayabiliriz.

 

Herkesçe bilindiği üzere, casusluk denen eylem gizli, örtülü, kimsenin haberi olmadan gerçekleştirilen bir faaliyettir. Sayın Adnan Oktar ise yurt dışından kendisini ziyarete gelen diğer tüm konuk ve ziyaretçiler gibi, Musevi din adamlarıyla da 80 milyonun gözleri önünde A9 TV’den canlı olarak yapılan yayınlarda görüşmüştür. Ve bu görüşmelerin tamamı çeşitli internet sitelerinde yayınlanmıştır. Bir insanın casusluk faaliyeti yürüttüğü kişileri televizyonda canlı yayınlara çıkarıp ifşa etmesinin hiçbir makul ve mantıklı yönü olmayacağı açıktır.

Diğer yandan, ziyaretimize gelen hahamlardan bir kısmının Türkiye-İsrail ilişkilerinin gergin olduğu bir dönemde iki ülke arasında iyi niyet elçileri olmaları amacıyla yine camiamız aracılığıyla çeşitli AK Parti ve MHP milletvekilleri, eski hükümetlerde görev almış bakanlar ve diğer siyasi partilerin vekilleriyle temaslar kurmaları sağlanmıştır. İsrail’in Mavi Marmara şehitlerine tazminat ödemeyi kabul etmesinin ardında da, Filistin’de hapishanelerinde tutulan Müslümanların serbest bırakılmalarının ardında da Adnan Oktar Bey’in vesile olduğu bu görüşmeler vardır. Üstelik bu görüşmeler, çakarlı araçların eşliğinde, devletin emniyet ve güvenlik birimlerinin özel koruması altında gerçekleşmiştir. Böyle bir casusluk faaliyeti nerede görülmüştür? 

Ülkemizin, devletimizin, hükümetimizin en güzel biçimde tanıtımını, ülkeler arasında dostluk bağlarının, karşılıklı işbirliğinin gelişimini, Müslümanların lehine olan birçok başarıyı hedefleyen böyle faydalı, güzide faaliyetleri "casusluk faaliyeti" olarak yaftalamaya kalkmak ancak çok art niyetli bir yaklaşımın tezahürü olabilir.

 

Kasadolu, söz konusu programda gerek İsrail'deki gerekse dünya çapındaki Musevi cemaati tarafından son derece sevilen, hürmet edilen saygıdeğer, kıymetli Musevi din adamlarına çirkin, hakaretamiz sözler sarf etmiştir. Sayın Kasadolu, belki dindar inançlı bir kimse olmayabilir, ancak bu durum din adamlarına saygısızlık yapmasını, hakaret etmesini meşru kılmaz. Din adamlarına hürmet evrensel bir değerdir. Bu en temel değeri bile ihlal eden, üstelik son derece esrarengiz, garip ve anlaşılmaz üslup ve ithamları her şeyden önce Kasadolu'nun sevgiden uzak ruhunu göstermesi açısından ibret vericidir. Sevgisizlik kişiyi anlamsız bir şüpheciliğe iten, sağlıklı değerlendirmeler yapmasını, makul ve akılcı olmasını ortadan kaldıran, ciddi bir sorundur. Bizim temennimiz ise Sayın Kasadolu’nun olayları itidalli ve makul bir gözle değerlendirebileceği bir sevgi ruhuna sahip olmasıdır.

Bunların yanı sıra Sayın Kasadolu, bahsi geçen değerli Musevi din adamlarının ülkemize sözde eğlence için geldikleri gibi garip ve gerçek dışı bir yorumda da bulunmuştur. Bununla, A9 TV'de çeşitli zamanlarda yayınlanan, dekolte giyimli hanımların da katıldığı dans, eğlence, müzik içerikli programlara kendince eleştirel bir gönderme yapmaya çalışmaktadır. Kendisine hiç yakışmayan bir üslupla, modernlik, dekolte, dans, müzik eğlence gibi Türk milletinin çok büyük bölümünün benimsediği çağdaş yaşam tarzını eleştirmesi küçük marjinal bir kesime "ben de sizle aynı zihniyetteyim" mesajı verme çabasıdır.

Ayrıca, belirtmek gerekirse Sayın Adnan Oktar'ı ve arkadaşlarımızı ziyarete gelen din adamlarından, hahamlardan hiçbiri katıldıkları A9 TV yayınlarında herhangi bir eğlence aktivitesine katılmamışlardır. Kaldı ki katılmış olsalar da bunda hiçbir sakınca olmamakla birlikte tüm ziyaret ve görüşmeler, Sayın Adnan Oktar'ın canlı yayınlanan programlarında siyasi, sosyal ya da dini içerikteki ciddi meselelerin görüşüldüğü, karşılıklı dostluk, kardeşlik, iyi niyet mesajlarının paylaşıldığı samimi ortamlarda gerçekleşmiştir.

Aynı konuşmalarında Kasadolu, önce hakkımızda sözde "İsrail ile casusluk ilişkisi" gibi asılsız bir iddia öne sürdükten sonra, "İsrail ile olan (sözde) ilişkilerimizin araştırılması için Netanyahu'ya yazdıklarını" söyleyerek kendisiyle gülünç bir çelişkiye düşmektedirAçıktır ki Sayın Kasadolu İsrail ile sözde bir casusluk ilişkisi içinde olduğumuza kendisi de inanmamaktadır. Zira, gerçekten böyle bir şey olduğuna inanan bir kimse bunun araştırılmasını İsrail devlet Başkanı Sayın Netanyahu'dan istemez. Çünkü hiç kimse, insanların bir ülkenin casusu olup olmadıklarını o ülkenin başbakanına teyit ettirme, araştırtma gibi garip bir yöntem kullanmaz. Tüm bunlar hakkımızdaki boş ve asılsız iddiaların, kanallarda vakti doldurmaya ve reyting toplamaya yönelik boş muhabbetten öteye geçmediğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Aynı programa katılan gazeteci-yazar Sayın Mehmet Ali Önel'in, "Doğan Bey Musevi Türk vatandaşıdır. Eğer İsrail ile Adnan Oktar arasında bir şey söylüyorsa bir bildiği vardır." sözü de son derece akıl ve mantık dışıdır. Çünkü bir insanın Musevi Türk vatandaşı olması onun herkesin İsrail'le olan ilişkilerini bildiği anlamına gelmez. Kasadolu da Türkiye'de yaşayan 15 bin Musevi vatandaşımızdan biridir. Son dönemlerde ilginç çıkışlarla, çeşitli komplo teorileriyle ilgi çekmeye çalışması Kasadolu'nun her konuda "bir bildiği olduğuna" delalet etmez.

Dolayısıyla, Kasadolu'nun dayanaksız iddialarıyla, haklarında hiçbir yargı kararı olmayan, davaları devam eden, suçsuzluk karinesine sahip masum insanlara olmadık en ağır ithamlarda bulunmak, onları karalamaya çalışmak çok büyük bir hukuksuzluk ve ciddi bir insan hakları ihlalidir. Nitekim, ortaya attığı asılsız iftiraların da hiçbir bilgiye, belgeye, kanıta dayanmadığı bizzat programda sarf ettiği tutarsız ve boş konuşmalarından ortadadır.

Akit TV'deki bu programda da örneği görüldüğü üzere, medyada hakkımızda ortaya atılan iddiaların ele alınış biçimi, öne sürülen sözde gerekçelerin mantıksızlığı, tutarsızlığı, ciddiyetsizliği ve çocuksuluğu aleyhimizdeki tüm ithamların ne derece gerçek dışı, uydurma ve asılsız olduklarının en açık kanıtlarındadır.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgisine sunarız.