ADNAN OKTAR OLMASAYDI...

ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAYA ADANMIŞ 40 YIL

Sn. Adnan Oktar, 80'li yıllardan bu yana insanları Allah'ın varlığı, birliği, ahiret, güzel ahlak gibi temel imani konular üzerinde düşünmeye sevk etmek, İslam’ın tebliğini tüm dünyaya ulaştırmak ve inkarcı ideolojilerin sapkın uygulamalarını yerle bir etmek duasıyla imani, bilimsel, sosyal ve siyasi konularda 350'ye yakın eserkaleme almıştır. 73 yabancı dile çevrilen ve dünya çapında büyük ilgi gören bu eserlerinin yanı sıra ulusal ve uluslararası basında yayınlanan makalelerinde, televizyon programlarında, röportajlarında ve sosyal medya paylaşımlarında devletimizin, milletimizin ve tüm dünya insanlarının iyiliğine, faydasına, ihtiyacına yönelik son derece değerli, hikmetli, özlü ve ufuk açan anlatımlarda bulunmuştur.

Sn. Adnan Oktar’ın 40 yıllık ilmi mücadele tarihini ele almadan ve gerçekleştirdiği çalışmaların Türkiye’ye ve dünyaya sunduğu katkıları incelemeye geçmeden önce, kitaplarını kaleme almaya başladığı ilk yıllarda ülkenin içinde bulunduğu durum ve şartlara kısaca değinmekte fayda vardır.

 

70-80'lerde "Komünizmin Kalesi" Olarak Bilinen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Darwinist-Materyalist İdeolojiye Vurulan İlk Darbe

Sn. Adnan Oktar ilmi çalışmalarına başladığı yıllar, komünizmin Türkiyede çok büyük bir ivme kazandığı yıllardı. Komünist Enternasyonal tüm dünyada toplumları içten çökertme ve ele geçirme çalışmaları yürütüyor, devlete, millete, semavi dinlere ve kutsal değerlere düşman olan Marksist, Leninist, Maoist ideolojileri körükleyerek toplumların anayasal düzenlerini yıkmaya çalışıyordu. Türkiye’deki sol grupları da kontrolüne alan örgüt, bu gruplar üzerinden ülkede yoğun bir komünist propaganda faaliyeti yürütmekteydi. Bu propagandanın etkisiyle toplum kısa sürede komünizmin etkisi altına girmişti. Komünist devrim hayaliyle devlete karşı silahlanan örgütler, ülkeyi terör batağına sokup kan gölüne çevirmişlerdi.

Resmi kayıtlara göre 34 kişinin katledildiği, yüzlerce kişinin yaralandığı 1 Mayıs 1977'deki Taksim mitingi dönemin kanlı komünist terör örneklerinden yalnızca bir tanesidir.

Tüm dünyayı saran komünist ideoloji üniversitelerde de oldukça büyük bir zemin bulmuştu. Ders programlarına büyük oranda materyalist-komünist literatür hakimdi.

O yıllarda Adnan Oktar’ın eğitim gördüğü Mimar Sinan Üniversitesi de çeşitli Marksist-komünist örgütlerin etkisi altındaydı. Öğretim üyelerinin bir kısmı derslerde açıkça materyalist felsefe ve Darwinizm propagandası yapıyorlardı. Öğrenciler arasında da Darwinist-materyalist inanç çok yaygındı.

İşte bu vahim manzara karşısında Sn. Adnan Oktar, Türkiye’yi kaçınılmaz bir felakete doğru sürükleyen komünizm belasının sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizm’e karşı bilimsel bir mücadele yürütme kararı aldı. Zira, Darwinizm’in bilimsel olarak çökertilmesinin komünist çevreler için büyük bir yenilgi anlamına geleceğini henüz lise yıllarında fark etmiş, dünyayı saran felaketlerin, savaşların, karışıklıkların, anarşinin, isyanların, ihtilallerin ardında Darwinizm ve materyalizm belası olduğunu, komünizmin ve tüm sol ideolojilerin temel dayanağını ortadan kaldırmak için Darwinist-materyalist felsefeyi ilmen ve fikren çürütmek gerektiğini görmüştü.

Nitekim, o yıllarda din karşıtlığının ve "komünizmin kalesi" olarak ünlenmiş Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni özel olarak tercih etme sebebi de, Marksist görüşün hakim olduğu o ortama girerek materyalizmin ve Darwinizm’in geçersizliğini anlatabilmekti.

Bu amaç doğrultusunda Sn. Adnan Oktar öğretim üyeleri de dahil olmak üzere üniversite ortamındaki herkese Darwinizm'in bilimsel geçersizliğini, Allah'ın varlığını bilimsel olarak ispatlayan Yaratılış mucizelerini anlatmaya başladı. Bu arada, tüm masraflarını ailesinden kendisine kalan gayri menkulleri satarak kendisinin karşıladığı ve üniversitede ücretsiz olarak dağıttığı Evrim Teorisi isimli bir kitapçık çıkardı.

Gerek dağıttığı kitapçık, gerekse üniversitedeki sözlü anlatımları kısa sürede büyük etki oluşturmuştu. Bazı öğretim görevlileri de dahil olmak üzere, önceden katı Darwinist-materyalist dünya görüşüne sahip çok sayıda kişinin Allah'a, dine ve yaratılış gerçeğine yönelik kanaatlerinde olumlu gelişmeler meydana gelmişti. Kaldı ki o dönemde hiçbir Müslümanın yapmaya cesaret edemediği bu tebliğ faaliyetini, akademiyi abluka altına almış, giriş çıkışlarını bile denetleyenen komünist terör örgütlerinin engellemeleri ve ölüm tehditleri altında sürdürmüştü.

Görüldüğü gibi, Sn. Adnan Oktar daha üniversite yıllarından tüm zamanını, enerjisini ve imkanlarını Allah’ın varlığını ve İslam ahlakını en inatçı din ve yaratılış karşıtlarına dahi anlatmaya azmetmiştir. Müslümanların fikri anlamda en çok ezildikleri, hiçbir şekilde seslerini duyuramadıkları, kendilerini ifade etmekten çekindikleri, namaz kıldıklarını, oruç tuttuklarını dahi gizleme gereği duydukları bir dönemde solun ve komünizmin sözde bilimsel temeli olarak kabul edilen Darwinizm’e karşı en büyük bilimsel mücadeleyi sergilemiştir. Bu çok kapsamlı ve yoğun ilmi ve kültürel mücadele sonucunda Darwinizm’in dünya tarihinin en büyük bilim sahtekarlığı olduğu tüm delilleriyle gözler önüne serilmiş ve bunun sonucunda sol ideolojinin felsefi zemini ülke çapında tamamen çökmüştür.

Sn. Adnan Oktar, o yıllardan bugüne Darwinizm’in savaşların, katliamların, kıyımların, çatışmaların felsefi zeminini hazırladığını açıklayan, Kuran'da Rabbimiz'in bildirdiği ahlaki değerleri, Yaratılış mucizelerini, Peygamber Efendimiz (sav)'in örnek ahlakını anlatan, devlete bağlılığın önemini ve bunlar gibi pek çok önemli konuyu ele alan 350 civarında eser kaleme almıştır. Dünya çapında itibar ve rağbet gören dev bir külliyat haline gelen bu eserlerle Adnan Oktar, Kur'an ayetlerinde yer alan çok önemli ilimleri, hikmetleri ve sırları en akılcı, en etkili, en sade ve en bilimsel şekilde çağımızın anlayışına sunmuştur. 

Sn. Adnan Oktar’ın Allah’ın varlığını ve birliğini, Kuran mucizelerini, kainattaki yaratılış delillerini ve iman hakikatlerini bilimsel delilleriyle insanların gözleri önüne serdiği, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sahih hadisleri ışığında bağnazlık ve hurafelerden arınmış gerçek İslam’ı anlattığı, Türk insanına vatan, millet ve Atatürk sevgisini aşıladığı, dünya üzerindeki siyasi gelişmelerin ve tarihi olayların perde arkasındaki gizli yönlerini gün ışığına çıkardığı bilimsel, kültürel, imani ve siyasi içerikli kitapları ve makaleleri, bu eserlerinden faydalanılarak hazırlanan belgesel filmler ve internet siteleri bugün dünyanın hemen her ülkesindeki her dil ve dinden milyonlarca insana hitap etmektedir. İnternetten ücretsiz indirilip okunabilen eserlerinin yanı sıra Sn. Adnan Oktar'ın, on yılı aşkın bir süredir aralıksız sürdürdüğü televizyon sohbetleri, yerli yabancı kanallara verdiği röportajlar vesilesiyle sayısız insan hidayet bulmuş, imanla şereflenmiş, Kuran’a dayalı güzel ahlakı öğrenmiş, kalbi Allah sevgisi ile dolmuştur.

 

ADNAN OKTAR OLMASAYDI...

İşte, buraya kadar çok özet halinde aktardığımız, aşağıda da ana başlıklar altında biraz daha detaylandırarak ele aldığımız, 40 yıldan bu yana Türk toplumuna, uluslararası topluma ve tüm insanlığa ulaşmış maddi-manevi sayısız fayda, katkı ve hizmet Sn. ADNAN OKTAR OLMASAYDI GERÇEKLEŞEMEYECEKTİ. Çünkü;

ADNAN OKTAR...

 

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan Darwinizmi Bilimsel Olarak Yerle Bir Etmiş, Allah'ın Varlığını ve Yaratılış Gerçeğini Bilimsel Delillerle Gözler Önüne Sermiştir

Sn. Adnan Oktar, Evrim Teorisi'ni çürüten eserlerinde evreni ve canlıları Allah’ın yarattığı gerçeğini, modern bilimsel bulguların Darwinizm’i geçersiz kıldığını, canlılığın kökeninin ‘Yaratılış’ olduğunu insanlara en akılcı ve etkili bir biçimde anlatmıştır. Darwinizm’in bilimin bütün dalları tarafından çürütüldüğünü ve bilimsellik kılıfı altına gizlenen bir pagan felsefesi olduğunu somut delil ve belgelerle ortaya koyan ve Darwinizm sahtekarlığını yerle bir eden Sn. Adnan Oktar, gerek ülkemizde, gerekse dünya çapında çok sayıda insanın Allah’ın varlığını ve Yaratılış gerçeğini fark etmesine vesile olmuştur.

Sn. Adnan Oktar, Darwinizm karşıtı eser ve anlatımlarında;

- Darwinizm’in hiçbir bilimsel delilinin olmadığını,

- Darwinizm’i ispatlayan tek bir fosil örneği bulunmadığını,

- 700 milyon fosilin tek bir tanesinin dahi Darwinizm’e delil teşkil etmediğini,

- Tek bir proteinin bile tesadüfen oluşamadığını ve bunun da Yaratılış’ın net delili olduğunu,

- Canlılardaki mükemmel mimari ve mühendisliğin Darwinist düşünceyi yerle bir ettiğini,

- Darwinizm’in bilimsel bir teori değil, hiçbir bilimsel delili olmayan, akıl ve mantık dışı bir hurafe olduğunu,

- Darwinizm’in biyoloji dersinde değil, “eski kültürlerde batıl dinler” başlığı altında tarih dersinde okutulması gerektiğini,

- Darwinizm’in Sümerler devrinden kalma putperest bir inanç, tesadüfleri ilah edinen bir pagan dini olduğunu,

- Darwinizm’in ruhu açıklayamadığını,

- Darwinizm’in kadını evrimini tamamlamamış hayvan olarak gördüğünü,

- Kuran’ın Darwinizm’i reddettiğini,

- Komünizm, faşizm gibi ideolojilerin sözde bilimsel zeminini teşkil ettiğini,

- Dünyadaki sevgisizliğin, bencilliğin ve materyalist zihniyetin, her şeyi tesadüflerin eseri olarak gören Darwinizm’den kaynaklandığını,

- Terörün ve terörist bölücü örgütlerin Darwinizm’den beslendiğini,

- Terörün ve terörist bölücü örgütlerin önünü kesmek için Darwinist eğitimi durdurmak gerektiğini,

- Bilimsel delillere dayanmayan ve dünya üzerinde yaygın bir kitleyi etkisi altına almış olan Darwinizm’in insanlığa isabet eden fitne ve belalarda büyük rolünün olduğunu,

- Allah'ın varlığını ve Yaratılış gerçeğini kabul etmek istemeyen bilim adamları tarafından ısrarla ayakta tutulmaya çalışıldığını ve Darwinist bir diktatörlük tarafından tüm dünyada körüklendiğini dile getirmiştir.

- Sapkın Darwinist düşüncenin yol açtığı ciddi tehlikelerin fark edilmesini sağlamıştır.

- Dinsizliğin dini olan Darwinizm’in sözde dayanaklarını bilimsel olarak geçersiz kılmayı hayati bir mesele olarak görmüş, bu sahte teoriyi bilimsel olarak yerle bir etme sorumluluğunu tek başına üstlenmiş ve bu önemli görevin yerine getirilmesinde öncü rol oynamıştır.

- Evrendeki her şeyin kusursuz bir plan üzerine yaratıldığını ispatlamıştır.

- Dinsizliğin tarihte ilk defa bu kadar fazla yayılma imkanı bulduğu bir zaman diliminde, dinsizliğin dini olan Darwinizm yerle bir olmuştur.

Günümüz bilim ve teknolojisi ile elde edilen bulgular her geçen gün Darwinizm'e yeni bir darbe indirmekte, teorinin bilimsel bir geçerliliği olmadığı bilim çevreleri tarafından da teyit edilmektedir. Bu büyük gerçeğe teorinin bütün dünyada haraketle savunulduğu ve sahip çıkıldığı yıllarda karşı çıkmış olmak, bu bilim sahtekarlığına karşı bütün insanlığı uyarmış olmak Adnan Oktar’a nasip olmuştur.

 

Allah’ın Varlığının, Birliğinin Ve Yaratılışın Delilleri Olan İman Hakikatlerini İnsanların Dikkatine Sunmuştur

Sn. Adnan Oktar, çalışmalarında Darwinizm’in geçersizliğini ortaya koyduğu gibi, canlıların Allah tarafından yaratıldığı gerçeğini bilimsel deliller ışığında gözler önüne sermiştir. Yaratılış’ı ispatlayan iman hakikatlerini anlatan eser ve sözlü anlatımlarında;

- Tüm evrende, Samanyolu galaksisinde, Güneş sisteminde ve üzerinde yaşadığımız dünya gezegeninde sayısız kanun, denge ve ölçü olduğunu,

- Bu kanun, denge ve ölçülerin her birinin canlıların yaşamına imkan sağlayacak şekilde özel olarak hesaplanmış ve düzenlenmiş olduğunu,

- En temel kozmik kanunlardan en kritik fiziksel değerlere, en küçük dengelerden en ince hesaplara kadar evrendeki her detayın ayrı ayrı son derece hassas ölçülere göre ayarlanmış olduklarını,

- Tüm evrende karşılaştığımız denge ve düzenin, Allah’ın eşsiz ilmini, kudretini ve sanatını ifade ettiğini bilimsel olarak ortaya koymuştur.

- İman hakikatlerini anlattığı eserlerinde ‘içinde yaşadığımız uçsuz bucaksız evren nasıl var oldu?’, ‘evrendeki denge, ahenk ve düzen nasıl ortaya çıktı?’, ‘dünya yaşamımız için nasıl bu denli uygun bir barınak olabildi?’ gibi, tarihin başından bu yana insanların ilgisini çeken soruların cevaplarını bilimsel veriler ışığında yanıtlamıştır.

- Yaratılış gerçeğinin tüm dünyaya duyurulması Adnan Oktar’a nasip olmuş, dünyanın dört bir yanında insanlar Adnan Oktar’ın eserlerinde ve anlatımlarında dile getirdiği iman hakikatlerine tanıklık etmiş, tüm evrenin ve canlılığın Yüce Allah tarafından yaratıldığı bilgisine vakıf olmuşlardır.

 

İnsanların Allah’ı Unutmamaları, Allah’ı Çok Sevmeleri ve Sürekli Allah’a Yönelmeleri İçin Büyük Uğraş Vermiştir

Sn. Adnan Oktar’ın 40 yıllık fikri mücadelesi boyunca en çok üzerinde durduğu temel konu Allah sevgisidir. Allah sevgisini her zaman esas konu olarak ele almış, Allah sevgisinin tüm dünyaya hakim olması için gece gündüz çalışmalar yapmış, eserler kaleme almıştır. TV programlarında ve sosyal medya paylaşımlarında da Allah sevgisinden sıklıkla bahsetmiştir.

Adnan Oktar, Allah sevgisini anlattığı eser ve anlatımlarında;

- Allah’ın sevgiyi sevdiğini, tüm kainatı sevgi için yarattığını,

- Sevginin ve dikkatin tamamının Allah’a yöneltilmesi gerektiğini,

- Sevginin yalnızca Allah için olması gerektiğini,

- Allah’ı ve Allah’ın yarattıklarını sevmenin bu dünyanın en önemli vasfı olduğunu,

- Evrendeki dengelerin Allah tarafından kusursuz bir şekilde düzene konduğunu,

- İnsanın hoşuna giden her şeyi; ailesini, arkadaşlarını, yakınlarını, tüm sevdiklerini, çeşit çeşit hayvanları, rengarenk çiçekleri, küçücük bir tohum tanesine varana kadar tüm güzellikleri ona verenin Allah olduğunu,

- Allah’ın Kendisine karşı derin bir sevgi, derin bir dikkat ve ilgi istediğini,

- Allah’ı unutmanın ve Allah’ın büyüklüğünü takdir etmemenin en büyük günah olduğunu,

- İnsan bedeninin Allah’tan uzak yaşamaya dayanamadığını ve Allah’tan uzak insanların çok hızlı çöküp yaşlandıklarını,

- Allah’ın farkında olmamanın, O’nun sevgisini yaşamamanın insanda manevi bir boşluk ve çöküntü meydana getireceğini, böyle bir insanın gerçek sevgiyi, gerçek dostluğu hayatı boyunca bulamayacağını,

- Şeytanın insanların bir kısmına Allah’ı unutturarak yaşamın anlamını ellerinden aldığını,

- Allah’ı unutan insanların sevgi güçlerini ve yaşama arzularını kaybettiklerini,

- Allah’tan uzak yaşayan insanların sevgisizliğin acısı içinde kavrulduklarını,

- Gerçek mutluluğa erişmenin maddiyatla değil, yalnızca Allah sevgisiyle mümkün olduğunu,

- İnsanların yaşam sevinciyle dolmalarının yalnız ve yalnız kalplerinin Allah sevgisiyle ve imanın nuruyla aydınlanması ile mümkün olduğunu,

- Allah’ın kendisi için yarattığı tüm bu detayları fark etmesi, etrafını saran güzelliklerin onun için özel olarak var edildiğini görmesi durumunda ise insanın hayatının her anından büyük bir zevk alacağını,

- Allah’a coşkulu bir sevgiyle yönelen insanın hayatının çok anlamlı hale geleceğini,

- Tüm insanların Allah’a aşkla, sevgiyle yönelmeleri durumunda dünyada hiçbir sorun kalmayacağını, bütün anlaşmazlıkların, bütün kavgaların, problemlerin Allah sevgisiyle çözüleceğini,

- Allah sevgisi hakim olduğunda neşeli, huzurlu, sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumlar meydana geleceğini,

- Allah sevgisinin hakim olduğu yerde birlik, beraberlik, kardeşlik, güvenlik ve bereket olacağını ve herkesin birbirini dostu ve kardeşi gibi göreceğini dile getirmiş, Allah sevgisinin önemine yönelik daha pek çok hususun tebliğini gerek Türk toplumuna gerekse tüm dünyaya ulaştırmıştır.

 

Kuran ahlakını, Kuran mucizelerini, İslam’da temel kavramları ve Peygamberlerimizi anlattığı eserler insanların İslam’ı çok daha akılcı, bilinçli ve net bir şekilde tanımalarına vesile olmuştur

Sayın Adnan Oktar, Kuran’ı ve İslam’ı Müslümanlara en güzel şekilde tanıtmak amacıyla yaklaşık 90 adet eser yazmıştır. Bunlar arasında;

“Resullerin Mücadelesi”, “Sinsi Bir Tehlike: Gaflet”, “Şeytanın Enaniyeti,” “Dinsizliğin Dini ile Mücadele”, “İmtihanın Sırrı”, “Ölüm Kıyamet Cehennem”, “Müslümanca Konuşmak”, “Münafığın Sırları”, “Kuran’da Şevk ve Heyecan”, “Kuran’da Sabrın Önemi”, “Müminlerin Cesareti”, “Müminlerin Mutluluğu”, “Kuran’da Tebliğ ve Tartışma”, “Kötülüğün Sessiz Dili”, “Cahiliye Toplumunda İnsan Karakterleri” ve 3 ciltlik “Kuran Mucizeleri” gibi eserlerini saymak mümkündür.

Kuran’daki temel konuların ve Müslüman düşünürler tarafından bugüne kadar değinilmemiş bazı önemli hususların ele alındığı bu eserler, ahlaki dejenerasyonun son derece şiddetlendiği 20.yy ve sonrasında insanların manevi hayatlarına yönelik çok önemli ihtiyaçların giderilmesine vesile olmuşlardır.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN BU KONUDAKİ ÇALIŞMALARI OLMASAYDI, İNSANLAR DİNİMİZİ TANITMAK İÇİN ÖZLÜ, ANLAŞILIR, AKILCI VE HURAFEDEN UZAK BİR ÜSLUPLA YAZILMIŞ OLAN VE İNTERNETTEN ÜCRETSİZ OKUNABİLEN BU TARİHİ ÖNEME SAHİP KIYMETLİ ESERLERDEN MAHRUM KALACAKTI. BUNUNLA BİRLİKTE BAŞKA İSLAMİ KİTAPLARDA ÖNEMLİ GÖRÜLMEDİĞİ, FARK EDİLMEDİĞİ YA DA GÖZARDI EDİLDİĞİ İÇİN İŞLENMEMİŞ OLAN, ANCAK KUR'AN'DA ÖNEMLE VURGULANAN, İSLAM AHLAKINDA VE DİNİ YAŞAMADA ÇOK HAYATİ OLAN KONULARI ÖĞRENEMEYECEKLERDİ.

 

İnsanlar Arasında Sevgi ve Kardeşliği Yerleşik Kılmak İçin Büyük Bir Uğraş Vermiştir

Sn. Adnan Oktar eserleri ve sözlü anlatımlarında insanlar arasında sevginin, barışın, dostluğun ve kardeşliğin hakim olması gerektiğine yoğun olarak dikkat çekmiştir. Öyle ki Adnan Oktar, hiç tartışmasız, sevgiyi en çok dile getiren insandır. Bugüne kadar kimsenin savunmadığı kadar sevgiyi savunmuş, sevgi politikalarının uygulanması gerektiğini ısrarlı bir şekilde anlatmış, sevginin tüm dünyaya hakim olması için gece gündüz çalışmalar yapmıştır. Sevgi ile ilgili birçok kitap yazmış, makalelerinde, canlı yayınlarında sık sık insanlar arasında sevgi üslubunun hakim olması gerektiğine dikkat çekmiştir. Eserleri, canlı yayın programlarının deşifreleri ve sosyal medya paylaşımları incelendiğinde bu durum açık bir şekilde görülebilmektedir.

Sn. Adnan Oktar sevginin önemine vurgu yaptığı eser ve anlatımlarında;

- İnsanların gerçek sevgiyi yaşamaları halinde tüm yeryüzünde müthiş bir dostluk ve kardeşlik ortamının hakim olacağını, sevgisizliğin yol açtığı düşmanlıkların, dargınlıkların tamamen ortadan kalkacağını,

- Sevgiyle çözülmeyecek hiçbir sorun olmadığını,

- En köklü düşmanlıkların bile sevgiyle, güzellikle, halimlikle, şefkatli yaklaşımla çözüleceğini, uzaklıkların yakın dostluklara çevrileceğini,

- Çatışma, öfke ve nefretin sadece yıkım getirdiğini, dolayısıyla her konunun sadece sevgi ile çözümlenebileceğini,

- Toplumlardaki manevi dejenerasyonun sevgi ile düzeltilebileceğini,

- Ülkeler arasındaki diyalogun temelinde sevgi olması gerektiğini,

- Allah’ın sevmeyi, sevilmeyi, sevginin beraberinde getirdiği şefkati, merhameti, dostluğu, kardeşliği, barışı sevdiğini ve tüm insanlığı bu güzel hasletlere teşvik ettiğini,

- İslam’ın sevgi dini, Kuran’ın sevgi kitabı, Müslüman’ın da sevgi insanı olduğunu,

- Kuran’ın özünde hep sevginin olduğunu,

- Sevginin Allah'ın insanlara şart koştuğu bir farz olduğunu,

- Sevginin dinin temeli olduğunu,

- Sevginin imanın başlıca göstergelerinden biri olduğunu,

- İnsanın sevgi duyarlılığının imanı ile doğru orantılı olduğunu,

- Sevginin Yaratılış’ın temel vasfı, dünyanın anlamı, hayatın en önemli gayesi olduğunu,

- Sevginin yaşanmadığı bir dünyanın varolmasının bir anlamının kalmayacağını,

- Din ile sevgi kavramı arasında kopmaz bir bağ olduğunu,

- Dünyadaki imtihanın asıl amacının sevgi olduğunu,

- Son derece asil ve yüce bir duygu olan gerçek sevginin ilminin yalnızca dinde mevcut olduğunu,

- Sevgiyi en yüksek düzeyde yaşamak gerektiğini,

- Gerçek sevgi için sabır, fedakarlık, şefkat, merhamet, koruyuculuk, affedicilik gibi şartların oluşması gerektiğini, bunun da ancak din ahlakı ile mümkün olduğunu,

- İmandan kaynaklanan coşkulu sevginin insana verilen en büyük nimetlerden biri olduğunu,

- Allah’a ve Kuran’a gönülden bağlı bir insanın gerçek bir ‘sevgi insanı’ olduğunu,

- Sevginin verdiği neşe ve enerjiyle insanın ruhunun can bulup dirileceğini

... dile getirmiştir.

- Öte yandan Sn. Adnan Oktar nefreti önlemek için anayasaya kanun maddesi eklensin önerisinde bulunmuş, sevgisizliğin kanunla yasaklanması gerektiğini savunmuştur. Böyle bir teklifte bulunan dünya üzerindeki tek kişidir: “Gaddarlık ve sevgisizliğin kanunla yasaklanması lazım. Tüm müesseselerin sevgiyi esas alması gerektiği, hayat amacı olarak sevginin anlatılmasının şart olduğu, devletin tüm kurumlarının sevgiye göre hareket etmesi gerektiği Anayasa’ya kısa bir madde olarak eklenmeli.” (Adnan Oktar, 4 Temmuz 2018)

- Sosyal medyada sevginin hakim olması, nefretin yasaklanması ve sevgi cümleleri kurulmasının mecbur hale getirilmesini savunmuştur.

- ‘Sevgi politikası’ sözünü ve tanımını ilk olarak gündeme getiren kişi Sn. Adnan Oktar olmuştur.

- Ayrıca Sn. Adnan Oktar okuyucularına ve izleyicilerine hayvan sevgisi aşılamış, tüm dünyaya hayvan sevgisini telkin etmiştir. Sokak hayvanlarına eziyet eden kişileri yayınlarında sert şekilde eleştirmiş, bu kişilere kanunen en ağır cezanın verilmesi gerektiğini dile getirmiş ve konunun ehemmiyetine tekrar tekrar dikkat çekerek kamuoyunda farkındalık oluşmasına vesile olmuştur.

Sn. Adnan Oktar 40 yıldır ortaya koyduğu eserleriyle ve son yıllarda aralıksız her gün günde 7-8 saat yaptığı TV yayınlarıyla sevgi dolu olma, sevecen olma, affedici olma, sevgi dili kullanma konularında gerek Türk toplumuna gerekse tüm dünyaya çok yoğun ve geniş çaplı bir tebliğ ve telkin faaliyetinde bulunmuştur. Çünkü sevgi dinin esası, İslam’ın ve Kuran’ın temel konusudur. Evrenin yaratılış amacı sevgidir; Allah’ın tüm evreni ve dünya hayatını yaratma sebebidir. Dünya, sevgiyi öğreten, sonsuz sevgi yurdu olan cennete gitmeden önce muhabbet, dostluk ve kardeşlik eğitimi alınan bir kurstan ibarettir. Sn. Adnan Oktar insanların bu gerçeklere göre yaşamaları, birbirlerini çok sevmeleri, birbirlerine her zaman şefkat ve merhamet hisleriyle yaklaşmaları durumunda dünyanın cennet gibi güzel bir ortama dönüşeceğini hatırlatmış, bu konuyu ısrarla gündeme getirmiş, insanları öfke, nefret ve sevgisizlik batağından alıkoymaya çalışmıştır.

 

Dünya Üzerindeki Müslümanların Kurtuluşu, İslam Birliği'nin Gerçekleşmesi İçin En Akılcı ve Etkili Fikri Mücadeleyi Yürütmüştür

Sn. Adnan Oktar eserlerinde ve sözlü anlatımlarında dünya üzerindeki karmaşanın temel sebebinin dinsizliğin zalim, sevgisiz hakimiyeti olduğunu, dünyanın dört bir yanında Müslümanların maruz kaldıkları dinsiz zulümden kurtulmanın ise tüm dünya Müslümanlarının kardeş oldukları bilinciyle el ele vermeleri, birlik olmaları ve İttihad-ı İslam’ı oluşturmalarıyla mümkün olacağını anlatmıştır.

Sn. Adnan Oktar eserlerinde ve sözlü anlatımlarında;

- Bütün Müslümanların Kuran’ın tavsiyesine uyarak birbirlerini öz aileleri kabul etmeleri, birbirlerine öz kardeşten daha yakın olmaları ve birbirlerine kenetlenmeleri gerektiğini,

- İslam toplumundaki tüm muhtaç insanların mağduriyetlerinin giderilmesinin Müslümanlara farz olduğunu,

- Müslümanlar arasında ayrılığın haram olduğunu,

- Hangi ırktan, hangi milletten veya hangi soydan olurlarsa olsunlar bütün Müslümanların birbirlerinin velileri ve kardeşleri olduklarını, Müslümanların tüm zerreleriyle birbirine bağlı tek bir vücut gibi olmaları gerektiğini,

- Müslüman aleminin sorununun Müslümanların birbirlerine göstermeleri gereken sevgi ve velayetteki eksiklik olduğunu,

- İslam ülkeleri arasında birlik sağlandığında Müslümanlara karşı uygulanan zulmün anında son bulup dağılacağını,

- Kuran’daki velayet gereği dünyadaki bütün Müslümanlardan; Suriye’de, Filistin'de, Keşmir'de, Doğu Türkistan'da, Afganistan’da, Bangladeş’te, Patani’de, Moro'da ve daha pek çok yerde zulümden kurtarılmayı bekleyen insanlardan sorumlu olduğumuzu,

- Kuran’daki velayet ahlakı yaşandığında yeryüzünde yoksul, fakir diye bir sınıfın kalmayacağını dile getirmiştir.

- Filistinli Müslümanların uğradığı zulme son vermek için, Jerusalem Post gibi İsrail’in önemli gazetelerinde köşe yazıları yazmış ve iki devletin birbiriyle savaşmak yerine ittifak etmesi gerektiğine, hem Musevilik’te hem İslam’da öldürmenin haram olduğuna dikkat çekmiştir.

- Filistinli kardeşlerimizin yaşadıkları zorluklara değinen Filistin Zulmü isimli eseriyle Filistin sorununa dikkat çekmiştir. Eser hem Avrupa hem de Ortadoğu dillerine tercüme edilerek dünyanın her yerinde ücretsiz dağıtılmıştır.

- Rohingya Müslümanlarının yaşadıkları baskı ve zulümler henüz Türkiye’de duyulmamışken Rohingyalar Güzeldir adlı bir eser yayınlamış, zor durumdaki kardeşlerimizin sorunlarından tüm dünyayı haberdar etmek için Jakarta Post, Pravda.ru gibi yüksek tirajlı uluslararası medya organlarında makaleler yayınlamıştır.

- Müslümanların zulüm gördüğü Doğu Türkistan konusuna sessiz kalmayıp Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan adlı bir eser yayınlayarak Arakanlı Müslümanların sorunlarına dikkat çekmiş, eserini en yetkili mercilere göndererek Müslümanlara sahip çıkmıştır. Öte yandan bu konuda belgeseller hazırlatmış, televizyon yayınları yapmıştır.

- Yemen, Keşmir, Bosna Müslümanlarının sorunlarının çözümü için de kitaplar yayınlamıştır.

Mültecilere Yardım isimli bir eser yazarak Suriye, Afganistan, Somali, Myanmar, Irak, Sudan, Yemen ve daha pek çok ülkede yaşanan mülteci sorununa değinmiş, bu sorunun üstesinden gelmek için acilen İttihad-ı İslam’ı oluşturmak gerektiğine dikkat çekmiştir.

Sn. Adnan Oktar tüm bu çalışmalarıyla Müslüman coğrafyada tesanüdü ve dayanışmayı pekiştirmeye gayret etmiş ve bu hususta büyük bir başarı ortaya koymuştur.

 

Bağnazlığa Karşı En Büyük ve Tarihi İlmi Mücadeleyi Vermiştir

Sn. Adnan Oktar eserlerinde ve anlatımlarında bağnazlığın dünyadaki en büyük tehlikelerden biri olduğuna, dünyada pek çok taraftarının olduğuna ve taraftarları tarafından adeta bir din gibi benimsendiğine, gerçek dinle uzaktan yakından alakasının olmadığına, tam tersine dinin tam zıttı olduğuna dikkat çekmiş, bağnazlığın önüne ancak gerçek din ile geçilebileceğini anlatmıştır. İslamofobi’ye karşı mücadele vermiş, dinimize yönelik yanlış algıları bertaraf etmek amacıyla yazdığı eserlerin ücretsiz olarak dünyanın dört bir yanındaki devlet yetkililerine, akademisyenlere, sporculara, sanatçılara gönderilmesine vesile olmuştur. Öte yandan, Sn. Adnan Oktar bağnazlığın ilmi ve felsefi eleştirisini Kuran’la yapmış, El Kaide ve DEAŞ gibi radikal terör örgütlerinin Türkiye’de zemin bulmasını engellemek için büyük bir hizmet ortaya koymuştur.

Sn. Adnan Oktar bağnazlık tehlikesine dikkat çektiği eser ve anlatımlarında;

- Bağnazlığın tüm dünyayı etkileyen genel bir sorun olduğunu,

- Dünyanın her yerinde, her dinden, her düşünceden bağnazların varolduğunu,

- Hiçbir hak dinin özünde ve temelinde olmayan, dahası hak dinlere tümüyle karşı ve uzak olan sapkın bir zihniyet olduğunu,

- Bağnazlığın kendisinin apayrı bir din olduğunu, nitekim taraftarlarının bağnazlığı adeta bir din gibi benimsediğini,

- Her din, her düşünce içinde bağnazlık dininin temsilcilerinin olduğunu,

- İslam’da, Musevilik’te, Hıristiyanlık’ta olduğu gibi Marksizm’de, faşizmde, ateizmde de bağnazlar olduğunu,

- Gerçekte İslam'dan son derece uzak bağnaz bir anlayışa sahip oldukları halde İslam adına ortaya çıkan ve kendilerini İslam'ın temsilcileri olarak lanse eden radikal terör örgütlerinin insanlık dışı eylemleri nedeniyle Müslümanların tüm Batı'da potansiyel şüpheli olarak görüldüklerini, kişilik haklarının zedelendiğini ve aşağılayıcı muameleye maruz kaldıklarını,

- Bağnazlık ve radikalizm ile İslam’ın birbirine tam anlamıyla zıt olduğunu,

- Kelime anlamı dahi barış ve esenlik anlamına gelen İslam’ın, radikalizm gibi vahşi ve korkunç bir zihniyetle birlikte anılmasının çok büyük bir yanlış ve çelişki olduğunu,

- İslam’ın yegane kaynağı olan Kuran'da radikalizme en ufak bir dayanak bulmanın mümkün olmadığını,

- Kuran ayetlerinin inanç ve düşünce özgürlüğünü günümüz modern toplumlarından bile daha ileri düzeyde savunduğunu,

- Kuran’ın insanlara dünyanın en güzel, en kaliteli, en özgür, en konforlu, en modern yaşamı sunduğunu,

- Bağnaz felsefenin düşman olduğu özgürlüğün, kalitenin, sanatın, bilimin ve kadın hak ve özgürlüklerinin en büyük savunucusunun Kuran olduğunu,

- Kuran’ın özgürlüğü, demokrasiyi, huzur, sevinç, kalite gibi kavramları savunduğunu,

- İslam’ın sanat, sevgi, dostluk, güzellik, kalite dini olduğunu,

- Kuran’ı doğru yorumlamak için Kuran’ın ruhunu kavramak gerektiğini,

- Gelenekçi, bağnaz, Ortodoks İslam anlayışının dünyayı cehenneme çevirdiğini,

- Bağnazlığın ortaya koyduğu dehşet dünyasından kurtulmak için Kuran'ın anlattığı gerçek İslam'a sarılmak dışında başka bir yol olmadığını,

- Kendilerini Müslüman gibi gösteren radikallerin tüm dünyaya, ama en çok İslam alemine zarar verdiklerini,

- İslamofobi’nin temel sebeninin hurafeci radikal zihniyet olduğunu,

- Radikallerin gerçek dini bilmediklerini, hurafelerle eğitildiklerini, hatta çoğunun Kuran’ı hiç okumadıklarını ve eylemlerinin temelini hurafelerin oluşturduğunu,

- İslam’da her ideolojiye, her millete, her etnik gruba, her düşünceye, her dine saygının öngörüldüğünü,

- Bağnazlığa ve radikalizme cephe almak isteyenlerin İslam'a cephe alarak büyük bir hataya düştüklerini,

- Kuran’a dayalı gerçek İslam yaşanmış olsa İslam’ın öngördüğü güzel ahlakın dünyaya hızla yayılacağını,

- İslam adı altında dünyaya yayılan radikal din anlayışını Kuran ile yok etmek gerektiğini,

- Batı’nın karşı olduğu dinin İslam değil, İslam adına dayatılan bağnazlık olduğunu,

- Tüm dünyaya Kuran’a dayalı gerçek İslam’ın anlatılması durumunda İslamofobinin ortadan kalkacağı ve dünyanın zevkle İslam'a yöneleceğini,

- Kuran’ın en temel prensiplerinden birinin sevgi, saygı, her dinden, her fikirden insana şefkat ve koruyuculuk olduğunu,

- Kuran’ın demokrasiyi ve fikir özgürlüğünü şart koştuğunu,

- Kuran’ın fikir ve inançlara saygılı olmayı emrettiğini,

- İslam’a göre kimsenin dini, dili, ırkı, soyu, etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğratılmaması gerektiğini,

- Laikliğin Kuran’ın bir hükmü olduğunu, gerçek İslam’ın yaşanmasında laikliğin önemli bir rol oynadığını,

- Kuran’da nefrete, çatışmaya, kavgaya, zorbalığa, dayatmaya, tehdide yer olmadığını,

- Kuran’a göre Müslüman’ın modern, bakımlı, asil, akıllı, kültürlü, demokrat ve sevgi dolu olması gerektiğini,

- Kuran’a göre kardeşlik, barış ve sevginin esas olduğunu,

- Kuran’ın Müslümanlara savaşı, zulmü, kin, öfke ve çatışmayı yasakladığını,

- ‘Cihad’ın karşı tarafı ‘bilgilendirmek’, ‘güzel ahlakı öğretmek’, ‘insanları kötülükten uzaklaştırmak’ anlamlarına geldiğini,

- Kuran’ın hayatı, toplumları, şehirleri, mekanları, insanların davranışlarını; kısaca her şeyi güzelleştiren hüküm ve anlatımlarla dolu olduğunu,

- Kuran’ın sevgiyi, samimiyeti, hoşgörüyü, merhameti, tevazuyu, fedakarlığı, iyiliği, güzelliği, temizliği, sanatı, bilimi emrettiğini, bunlarla mükemmel bir yaşam düzeyine ulaşmayı teşvik ettiğini,

- Bağnazlık yoluyla insanların dinden alıkonulmaya çalışıldığını,

- Bağnazlığın İslam’ı içten çökertmek için şeytanın planladığı bir sistem olduğunu,

- Gerçek İslam’ın kadının özgür olduğu, sanatın, bilimin, estetiğin serbest olduğu Kuran İslamı olduğunu,

- Gelenekçi bağnaz zihniyetin kadına bakış açısının hastalıklı bir dünya anlayışının gelişmesine yol açtığını,

- Kuran’a uymanın hayatı kolaylaştırdığını,

- Müziğin, dansın, sanatın Kuran’a göre helal olduğunu,

- Kuran’a dayalı gerçek İslam’ı herkesin, hatta komünistlerin dahi kabul edeceğini dile getirmiştir.

- Dövmesi olduğu, hızma taktığı, farklı bir saç rengi/modeli olduğu ya da metal müzik dinlediği için bazı kesimler tarafından kınanan gençlerimizin de toplumun kıymetli birer ferdi olduklarını hatırlatmış, kıyafetin ya da aksesuar tercihinin imanı ölçmede bir kriter olmadığını, bu davranışların samimi dindar olmaya bir engel teşkil etmediğini açıklamıştır.

- Başörtüsü taktığı için üniversiteye alınmayan ve dekolte giydiği için şiddete maruz kalan genç kızlarımızın mağduriyetlerine dikkat çekmiştir.

- Kadının kısıtlanması gereken bir varlık olduğu inancının İslam’a değil, bağnazlığa ait olduğunu, bağnazlığın kadın düşmanlığını körüklediğini anlatmış, her koşulda kadınları koruyan ve kollayan bir tavır göstermiştir.

 

Atatürk Hakkında Türk Halkına Bazı Bölücü Ve Ayrıştırıcı Kesimlerce Empoze Edilmek Istenen Yalanları Etkisiz Hale Getirmiştir Onun Samimi Bir Dindar Olduğunu Anlatmıştır

Ülkemizde uzun yıllar boyunca Atatürk ve Atatürkçülük, farklı görüş ve inançlara sahip vatandaşlarımızı birbirine düşürmek için kullanılmak istenmiştir. Türkiye’de sağ ile sol görüşlü insanların, laik ile dindar bireylerin Atatürk ve Atatürkçülük konuları üzerinden birbirlerine düşman kesilmeleri hedeflenmiştir. Bilinçli bir şekilde topraklarımızda oluşturulan kamplaşmada, sağ görüşlü, gelenekçi ve dindar bireyler Atatürk karşıtı, sol görüşlü, modern ve laik bireyler ise Atatürk taraftarı gibi gösterilmiştir. Atatürk ve Atatürkçülük üzerinden gereksiz yere ve yıllar boyunca vatandaşlarımız arasında bir gerginlik ortamı oluşturulmuştur.

Sn. Adnan Oktar ise, ülkemizde gerginliğe yol açan, halkımızı kendi içinde tehlikeli şekilde kamplaşmaya götüren bu oyunu fark etmiş ve gerçek Atatürkçülüğü anlatan eserleri ile farklı görüşteki vatandaşlarımızın ortak bir paydada buluşmalarına hizmet etmiştir. Sayın Adnan Oktar’ın “Gerçek Atatürkçülük”, “Samimi Bir Dindar: Atatürk”, “Atatürk’ü İyi Anlamak”, “Atatürk Ansiklopedisi Cilt 1-2”, “Asker Atatürk” gibi kitapları Türkiye’de İslami eserler yazan araştırmacılar açısından bir ilkin gerçekleşmesine neden olmuştur.

Atatürk’ün samimi dindar yönünü delilleriyle ortaya koyan ilk yazar Sayın Adnan Oktar’dır. Adnan Oktar Büyük Önder Atatürk’le ilgili çok sayıda kitap yazmış, Atatürk’ün örnek kişiliğini, samimi dindarlığını, askeri dehasını, liderlik vasfını, vatan ve millet aşkını, milli birlik ve bütünlüğümüze verdiği önemi kapsamlı olarak dile getirmiştir.

Adnan Oktar, Atatürk ile ilgili eserlerinde, makalelerinde ve yaptığı televizyon programlarında;

- Atatürk’ün samimi bir dindar olduğunu,

- Atatürk’ün dine değil, bağnazlığa karşı olduğunu,

- Atatürk’ün modern Kuran Müslümanlığını savunduğunu,

- Atatürk’ün imam hatipleri açtıran, Diyanet’i kurduran, Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettirip tüm Anadolu’ya dağıtan, cebinde Kuran taşıyan dindar bir Müslüman olduğunu,

- Atatürk’ün şirk batağını kurutan bir lider olduğunu dile getirmiştir.

- Somut belgelere dayalı bu çalışmalarıyla Adnan Oktar, Atatürk’le ilgili bağnaz çevreler tarafından yüzyıla yakın bir süredir Türk halkına benimsetilmeye çalışılan olumsuz ve gerçek dışı imajı fikren yerle bir etmiştir.

- Atatürk’ün askeri dehasının detaylarını ortaya koymuş, stratejik anlamda gösterdiği başarıların günümüz gençliği tarafından bilinip kavranmasına katkıda bulunmuştur.

- Atatürk’ün çok özel ve kıymetli, muhterem bir insan olduğunu tarihi bilgi ve belgelerle ortaya koymuştur.

- Uydurma bilgi ve önyargılarla Atatürk’E düşman haline getirilmiş dindar-muhafazakar kesimin Atatürk’ü sevip saymasına vesile olmuştur.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN BU KONUDAKİ ESER VE ÇALIŞMALARI OLMASAYDI, TÜRKİYE’Yİ HER FIRSATTA KARIŞTIRMAYI AMAÇLAYAN ŞER GÜÇLER, ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLÜK HAKKINDAKİ YALANLARIYLA TOPLUMUMUZ İÇİNDE ÖNCEDEN ÇIKARDIKLARI FİTNE, İHTİLAF VE ÇATIŞMALARI BUGÜN DE HALA KÖRÜKLÜYOR OLACAKLARDI. ANCAK, SAYIN ADNAN OKTAR’IN ESERLERİ VE ANLATIMLARI VESİLESİYLE TOPLUMUMUZDAKİ HER KESİM ATATÜRK’ÜN DEĞERİNİ, GERÇEK KİŞİLİĞİNİ VE HEDEFLERİNİ KAVRAMIŞTIR. BU DA ESKİDEN UZUN YILLAR ATATÜRK ÜZERİNDEN OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILAN TOPLUMSAL GERGİNLİK VE KAMPLAŞMANIN SON BULMASINI SAĞLAMIŞTIR. ALLAH’A İMAN EDEN VATANDAŞLARIMIZ ATATÜRK’ÜN DİN DÜŞMANI OLMADIĞINI ÖĞRENMİŞ VE ONA ESKİSİNDEN ÇOK DAHA FAZLA SEVGİ VE SAYGI BESLEMEYE BAŞLAMIŞTIR.

 

Tüm Türkiye Çapındaki Kapsamlı İlmi ve Kültürel Faaliyetleriyle Sağ Görüşün, Dindarlığın Güçlenmesini Sağlamış, AK Parti İktidarının Zeminini Hazırlamıştır

Türkiye, özellikle 1960 darbesinin ardından 1980’lere kadar dini anlamda en zayıf inanca sahip olunan bir döneme girmiştir. Neredeyse bütün dünyaya yayılan komünizm ve sol görüş Türkiye’yi de büyük ölçüde etkisi altına almıştır.

Bu dönemde, ateizmin ve din karşıtlığının en büyük etkeni olan Darwinizm de dünya çapında adeta bir diktatörlük haline gelmiş, yaratılışı savunan akademisyenlerin, dindarların üniversitelerden atıldığı bir durum ortaya çıkmıştır. İslam ülkeleri dahil tüm devletlerin eğitim müfredatları Darwinist öğretiler temelinde oluşturulmuştur. Bütün okullar, sınavlarda Darwinizm’i yani yaratılış karşıtlığını savunmak zorunda olan öğrencileri mezun eder hale gelmiştir.

İşte Sayın Adnan Oktar’ın materyalizme, Darwinizm’e en etkili darbeyi indirmiş olması ve arkadaşlarıyla birlikte İslam Birliği ile ilgili yapmış oldukları çalışmalar imanlı bir nesil yetişmesine vesile olmuştur. Solun felsefesi çökünce komünizm, materyalizm savunulamaz hale gelmiştir ve şu an ülkemizde klasik manada sol bir parti kalmamıştır. Örneğin CHP sağın fikri hakimiyeti içerisinde neredeyse sağ söylemler üreten bir parti halini almıştır. Bu ortam sonucunda sağ güçlenmiş ve güçlü bir iktidar imkanı yakalamıştır. Modern sağı temsil eden AK Parti hükümetleri çok güçlü bir felsefi zemin üzerine oturmuş, uzun yıllar iktidarda kalmaya devam etmiştir.

Bir insanın modern sağı savunan bir hükümeti desteklemesi, belirli konularda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesiyle mümkündür. Eğer bir insan milli şuur sahibiyse, dindarsa, Allah’ın varlığına kesin olarak inanıyorsa, yaratılışa inanıyorsa, Darwinizm ve materyalizmin insanları dinsizliğe sürüklemek için savunulan din karşıtı felsefeler olduğuna net bir şekilde kanaat getirdiyse ve bağnazlığın Kuran’da belirtilen İslam ahlakına aykırı olduğunu biliyorsa, kuşkusuz ki bu insan oyunu modern sağ görüşü savunan bir parti için kullanacaktır. Dolayısıyla tarif ettiğimiz dindar ve milli şuur sahibi insanların günümüzde tercih edecekleri parti de, Sayın Adnan Oktar’ın teşvikleri, tavsiyeleri ve fikri çalışmaları neticesinde felsefi zemini tam da milletimizin istediği şekilde oluşmuş olan AK Parti’dir.

Sağın felsefi zeminini güçlü bir şekilde oluşturan fikri ve imani faaliyetler Cumhuriyet tarihinden beri ilk defa ve sadece Sayın Adnan Oktar tarafından yapılmıştır. Camiamızın mensupları tüm Türkiye’yi şehir şehir, köy köy, mahalle mahalle gezerek solun temel dayanağı olan evrim teorisinin geçersizliğinin bilimsel delilleriyle anlatıldığı ve komünist ayaklanma tehlikesine dikkat çekilen 5.000’in üzerinde konferans düzenlemişlerdir. Yine binlerce yaratılış gerçeği sergisi açmışlardır. Bu konuda Sayın Adnan Oktar’ın milyonları bulan eseri dağıtılmış, halkımızın bu hayati gerçekleri öğrenmesi sağlanmıştır. İşte bu sayede Darwinizm, materyalizm, komünizm ve solun fikri dayanakları tümüyle çökertilmiştir. AK Parti’nin de 17 yıldır güçlü bir şekilde iktidara yerleşmesi işte bu milli bilince ve imani şuura sebebiyet veren faaliyetler sonucunda fikri zeminin Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız vesilesiyle sağlam bir şekilde tüm Anadolu’ya oturtulması ile mümkün olmuştur. 

Buraya kadar anlatılanlar, İngiliz derin devletinin neden Sayın Adnan Oktar’ı hedef aldığını açıklamaya yeterlidir. İngiliz derin devleti Türkiye’nin modern, barışçıl ve dindar bir anlayışla yönetilmesini, halkımızın da yine bu özelliklere sahip olmasını istememektedir. Böyle bir Türkiye, İngiliz derin devletinin bölgemizle ve dünyanın geri kalan kısmıyla ilgili planlarına tamamen aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle İngiliz derin devleti sorunu kendince kaynağından çözmek istemiş, birçok insanın Allah’a kesin bir bilgiyle iman etmesine vesile olan, İslam Birliği’ni savunan, modern İslam görüntüsünü hayatlarına yansıtan, AK Parti’nin fikri zemini oluşturan Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza büyük bir komplo kurmuştur.

Unutulmamalıdır ki, bu komplo sadece camiamıza değil, tüm Müslümanlara kurulmuştur. Çünkü İngiliz derin devleti bir Müslümana saldırırken esas olarak İslam’a ve tüm Müslümanlara zarar vermeyi ister. Dolayısıyla İngiliz derin devletinin camiamıza karşı yaptığı saldırıya verilecek en güzel cevap, Müslümanların birlik olmaları ve zulme, zalimlere ve uzantılarına karşı Allah rızasına en uygun şekilde mücadele vermeleridir.

 

Devletimize, Milletimize, Ordumuza, Hükümetimize, Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sağ Görüşe, Ülkücü Camiaya En Kararlı, En Akılcı ve En Etkin İlmi ve Fikri Desteği Sunmuştur:

- Sn. Adnan Oktar eserlerinde ve sözlü anlatımlarında:

- Vatanımızın dört bir yandan tehditlerle çevrili olduğuna dikkat çekmiş, devlete bağlılığın ve milli birliğin önemine, Büyük Önder Atatürk'ün izinde yürümenin gerekliliğine ısrarlı bir şekilde vurgu yapmıştır.

- Çalışmalarında Türk insanına ve Türk gençliğine vatan sevgisini, milli birliğin önemini, Atatürk’ün modern, dindar, aydın ve ilerici kişiliğini en akılcı şekilde anlatan Adnan Oktar, devlete, millete, askere, hükümete var gücüyle destek olmuştur.

- Gezi Kalkışması süresince, birçok üst düzey yetkilinin demeç vermeye bile çekindiği bir ortamda, korkusuzca devletimizin ve milletimizin yanında durmuştur.

- Gezi olayları boyunca A9TV kanalındaki programından sürekli canlı yayın yapmış, bazı karanlık odakların, sosyal medya üzerinden hükümeti devirmeye yönelik davet niteliğindeki hashtag etiketlerine anında cevap vermiştir.

- En akılcı yöntemleri kullanarak sosyal medyadan ve televizyondaki canlı yayınından insanları devletimize güvenmeye davet etmiş, bu oyunun yabancı güçlerin bir kumpası ve provokasyonu olduğunu anlatmıştır.

- Uluslararası medyada Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve meşru hükümeti eleştiren haberler yayınlanırken, dünyanın en önde gelen basın kuruluşlarında Sayın Cumhurbaşkanımızın icraatlarını ve iktidarını öven makaleler yazmış, dünya genelinde Sayın Cumhurbaşkanımıza ve hükümete yönelik önyargıların kırılması için büyük uğraş vermiştir.

- Gündemdeki siyasi ve ekonomik haberleri her zaman devlet ve hükümet taraflı yorumlamıştır.

- Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhur İttifakı’nı desteklediğini açıkça dile getirmiş, devletimizin ve milletimizin bekası için bu ittifakın önemini vurgulamış, sevenlerini de bu ittifaka destek olmaya davet etmiştir. Referandumun ikinci tura kalmadan birinci turda Sayın Erdoğan lehine sonuçlanmasında Sn. Adnan Oktar’ın bu çağrısı etkili olmuştur.

- Sayın Cumhurbaşkanımıza ve hükümete dayatılmaya çalışılan yanlış politikalara ve tehditlere canlı yayınlarda gereken cevapları vererek Cumhurbaşkanımıza ve hükümete destek olmaya çalışmıştır.

- Avrasya Tüneli, Marmaray ve 3. Havalimanı gibi büyük projelerin milli geleceğimizin ve toplumsal refah düzeyinin yükselmesindeki önemine değinmiş, bu gelişmelere engelleyici tavır gösteren kesimlerin çabalarını akılcı anlatım ve fikirlerle boşa çıkarmış, bu projeleri gerçekleştirmenin devletimizin gücünü tüm dünyaya göstermede ne denli büyük bir etki uyandıracağına vurgu yapmıştır.

- Enflasyon haberleri ve dolar krizlerinde halkı paniğe kapılmamaya davet etmiş, hükümetin ülke hazinesini yönetme ve krizlere çözüm bulmada çok tecrübeli ve başarılı olduğunu belirterek halkı hükümetimize güven duymaya çağırmıştır.

- Sayın Cumhurbaşkanımız’ın ‘yastık altındaki dolarları bozduralım’ çağrısına tam destek vermiş, ‘dolar ile iş yapmaya son verip, yerli para birimimize dönelim’ çağrısında bulunmuştur. Bir süre sonra bu teklif, devlet erkanı tarafından da benimsenmiştir.

- Ülkemizin zor zamanlardan geçtiğini, Sayın Cumhurbaşkanımıza desteğin çok önemli olduğunu canlı yayınlarda sürekli gündeme getirmiş, akılcı delillerle bunun gerekliliğini anlatmıştır.

- Ülke bütünlüğünün inşasında büyük öneme haiz Ülkücü gençliği her zaman desteklemiş ve Ülkü ocaklarının ülke için önemi üzerinde durmuştur.

- Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bütün gücüyle desteklemiş, askerimizin moral açıdan ve şartlar açısından geliştirilmesi için önemli teklif ve açıklamalarda bulunmuştur.

- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterinin güçlendirilmesini sıklıkla dile getirmiş, çok gelişmiş füze sistemleri üretilmesini teşvik etmiştir.

- Ülke savunmasında ve terörle mücadelede önemli bir yere sahip olan köy korucularının şartlarının iyileştirilmesini, bu vatansever insanların devlet tarafından sahiplenilmesini ve sigortalı yapılmalarını sürekli gündemde tutmuştur.

- Derin devletlerin güney sınırlarımızda bir terör koridoru ve terör devleti oluşturmak istediğini, bölgedeki olayların bu strateji üzerine kurulduğunu belirtmiş, bu terör oluşumunun Türkiye, Irak ve Suriye’den toprak alınıp oluşturulmak istediğini daha olaylar başgöstermeden ifşa etmiş ve kamuoyu ile paylaşmıştır.

- Devlet politikalarına destek olmuş, detaylı analizler yaparak bu politikalara karşı kamuoyunda oluşabilecek muhtemel şüpheleri izale etmiştir.

- Güneydoğu’da stratejik noktalarda bulunan birlikler için kalekolların yapılması, mevcutların güçlendirilmesi, kalekolların çok sağlam yapılardan oluşması gerektiğini sürekli gündemde tutmuştur.

- Komşu ülkelerle suni problemlerin hemen akılcı bir şekilde çözülüp vizelerin kaldırılması gerektiğini, bu ülkelerin birbirine hem ekonomik hem sosyal destek olması gerektiğini belirterek ülkeler arası barış ve huzurun tesisi için çaba göstermiş ve devletin bu yöndeki politikalarına destek vermiştir.

- Cumhur İttifakı’nın kurulması aşamasında MHP, BBP gibi sağ partilerin tamamının birlik olup Sayın Cumhurbaşkanımıza destek olmalarını tavsiye etmiş, Ülkücü hareketin desteğinin çok önemli olduğunu tarihten örnekler vererek sıklıkla dile getirmiştir.

- Zeytin Dalı Askeri Harekatı gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyonları sırasında yayınladığı makaleler, yaptığı TV programları ve ikili görüşmeler yoluyla uluslararası kamuoyuna bu operasyonların haklılığını anlatmıştır.

 

Teröre ve Terör Örgütlerine Karşı En Büyük Mücadeleyi Vermiştir

Sayın Adnan Oktar eserlerinde ve sözlü anlatımlarında terörün fikri dayanağının Darwinizm ve Darwinizm’den hayat bulan materyalist akımlar olduğuna dikkat çekmiş, buna din adına ortaya çıktıkları iddiasında bulunan terörist grupların da dahil olduğunu dile getirmiştir.

Sayın Adnan Oktar teröre ve terör örgütlerine karşı yıllarca sürdürdüğü fikri mücadelesinde kaleme aldığı eserlerde ve yaptığı sözlü anlatım ve açıklamalarda;

- Dünyadaki terör ve kavga ortamının asıl sebebinin sevgisizlik olduğunu, hangi dinden hangi ırktan, hangi milletten olursa olsun tüm insanların birbirlerine sevgiyle yaklaştıkları bir dünyada terörün ve kargaşanın son bulacağını,

- Terör ile tek mücadele yönteminin din ahlakının insanlara kazandırdığı sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, ince düşünce, affedicilik ve adalet anlayışı olduğunu,

- Hak dinlerin terörü lanetlediğini,

- Hak dinlerde şiddetin çözüm yolu olarak benimsemesinin, insanları öldürerek ve katlederek amaca ulaşmaya çalışılmasının kesinlikle mümkün olmadığını,

- Din adına kan dökülmeyeceğini, tam tersine dinin akan kanı durduracağını,

- Terörün sevgi ile ortadan kaldırılacağını dile getirmiştir.

Öte yandan, Sn. Adnan Oktar yıllardır gerçekleştirdiği TV yayınları, konferanslar ve kitap çalışmaları ile hain terör örgütü PKK tehdidine karşı en büyük fikri mücadeleyi vermiştir. 

- Sn. Adnan Oktar’ın PKK’nın ideolojisinin komünizm olduğunu ispat etmesinin ve komünist ideolojiyi ısrarla eleştirmesinin ardından hem PKK hem de komünist düşünceye olan destek büyük ölçüde azalmıştır.

- Adnan Oktar PKK’nın dinsiz, komünist, ateist olan gerçek yüzünü halkımıza tanıttıktan sonra, PKK için yapılan tüm sözde imaj çalışmaları boşa çıkmış, dindar Doğu halkı PKK’yı dışlamıştır.

- Adnan Oktar PKK terörüne karşı Komünist Terörist Dinsiz Örgüt PKKPKK’ya ÇözümAmerika’nın Göremediği PKK isimli eserleri kaleme almıştır. Bu kitaplar gerek Türkiye’nin dört bir yanında, gerekse dünyanın pek çok ülkesinde ücretsiz olarak dağıtılmıştır.

- PKK’nın Marksist-Leninist-Stalinist ideolojisi ve terör felsefesine karşı eserleri, makaleleri ve canlı TV yayınlarıyla ilmi ve fikri anlamda set olmuştur.

- PKK terör örgütünün ‘özgürlük savaşçısı’ olduğu yönündeki sinsi algı operasyonlarını yerle bir etmiştir.

- Bazı siyasetçiler aksini savunsa da, PYD/YPG’nin PKK ile aynı örgüt olduğunu ısrarla anlatmış, bu gerçeği delilleriyle ispatlamış, PYD’nin PKK terör örgütüyle aynı muameleye tabi tutulması gerektiğini söylemiş ve kamuoyunu buna ikna etmek için büyük çaba harcamıştır.

- Güneydoğu’da PKK’ya asla bir özerklik ve imtiyaz verilmemesi gerektiğini, bunun mutlak bölünmeye yol açacağını, PKK’nın asla silah bırakmayacağını, PKK’lılara af uygulanmasının ve Öcalan’ın serbest bırakılmasının çok büyük hata olacağını ısrarla vurgulamıştır.

- Türkiye’nin Güneydoğusunda oynanmakta olan kirli oyuna dikkat çekmiş, bu oyunun amacının önce Güneydoğu’yu, ardından Türkiye’yi ve en son olarak da tüm dünyayı komünist yapabilmek olduğunu anlatmıştır.

- PKK terör örgütünün ve onun PYD, YPG, YPS, HPG, SDG, PJAK vs. gibi kollarının, Türkiye'nin güneydoğusunda, Suriye ve Irak'ın kuzeyinde, İran'ın güneybatısında bağımsız bir komünist Kürdistan devleti kurmayı hedefleyen Marksist, Leninist ve Stalinist bir yapılanma olduğuna dikkat çekmiştir.

- PKK’nın temel hedefinin Kürt milliyet ve etnisitesini araç olarak kullanmak suretiyle birinci aşamada bölgeye, ikinci aşamada Türkiye geneline ve nihai olarak tüm bölgeye komünist sistem ve ideolojiyi hakim kılmak olduğu gerçeğini ısrarla dile getirmiştir.

- PKK hareketinin her yönüyle, günümüzde dünya üzerindeki en büyük silahlı komünist kalkışma olduğu konusunda kamuoyunu uyarmıştır.

- Kobani bahanesiyle çıkartılan olaylarda PKK ve HDP’yi en ağır şekilde eleştirmiş, devletimizin ve hükümetimizin yanında yer almıştır.

- İslami terör diye bir şeyin olmadığını dile getirmiş, İslam’ın ismini kullanarak İslam’a tam aykırı çizgide eylemler yapan IŞİD, El-Kaide gibi terör örgütlerini sert bir üslupla defalarca eleştirmiş, bu tür terör örgütlerinin İslam ile hiçbir ilgisi olmadığını sürekli olarak ifade etmiş, bu hususta uluslararası dergi ve gazetelerde makaleler yazmıştır.

İslam Terörü Lanetler isimli kitabında yine bu konulara ayrıntılı olarak değinmiş, bu eserini 11 Eylül sonrası İslamofobi’nin yaygın görüldüğü ABD’deki Temsilciler Meclisi üyeleri ve Kongre üyelerine, Charlie Hebdo saldırısı sonrası ise Fransa’daki siyasetçi ve siyasal bilimcilere ücretsiz olarak göndermiştir.

- İslam dininde korkulacak hiçbir şey olmadığını, İslam’ın barış dini olduğunu, İslam’da bir kişiyi öldürmenin tüm insanları öldürmek gibi olduğunu ve Kuran ahlakının yaygınlaşmasının radikalizme ve aşırıcılığa karşı tek çözüm olduğunu anlatmıştır.

Tüm bu faaliyetleriyle Adnan Oktar terörü ilmi ve felsefi anlamda bertaraf etmiş, insanları barış ve sevgi dolu bir dünya oluşturma konusunda gayret göstermeye davet etmiştir. Terörün ve çatışmanın felsefesini etkisiz kılmış, halkımız çatışmacı değil birleştirici olmaya, mukaddesatçı dindar sağı desteklemeye ve çatışmadan, anarşiden uzak durmaya karar vermiştir.

 

İhtilaf ve Çatışmalarda, Anlaşmazlıklarda ve Zıt Kutuplar Arasında Her Zaman Uzlaştırıcı ve Yatıştırıcı Rol Oynamıştır

Sn. Adnan Oktar, 

- Hıristiyanlar’a ve Museviler’e karşı oluşturulmak istenen düşmanlığı ortadan kaldırmak için büyük bir çaba göstermiş, dünya çapında yaygınlaştırılan sözde ‘Türkler ve Müslümanlar Hıristiyan ve Yahudi düşmanıdır’ algısının değişmesini sağlamıştır.

- Türkiye’deki azınlıkların hepsine birden kapılarını açmış, birleştirici ve uzlaştırıcı bir rol üstlenmiştir.

- Her yıl Çırağan Sarayı’nda düzenlediği iftarlarına Türkiye’deki Rum, Ermeni ve Süryani kiliselerinden ve Musevi sinagoglarından çok sayıda din adamı ve önde gelen katılmış, hep birlikte sevgi, saygı, kardeşlik dolu bir ortamda sohbet etmişler, hoş vakit geçirmişlerdir.

- Toplumun din ve mezhep çatışmalarına kapılmadan ortak paydada buluşması için uğraş vermiş, Şii, Sünni, Alevi, Şii, Vahabi, Caferi ve diğer mezheplere mensup tüm Müslümanların kardeş olduklarını fark etmeleri, aradaki farklılıklara takılmaksızın ortak yönlerine odaklanmaları ve birlik olup birbirlerini sevgiyle kucaklamaları gerektiğini dile getirmiştir.

- Yine aynı şekilde, ırkları, dilleri, kökenleri ne olursa olsun bütün dünya Müslümanlarının kardeş oldukları gerçeğini anlatmıştır.

- Eserlerinde, TV yayınlarında Alevi kardeşlerimize kucak açmış, Alevilerin Hz. Ali’ye olan derin sevgilerini övmüş, onları Allah aşığı olarak tanımlamış, cemevlerini hedef alan sözlü ve fiili saldırılara karşı Alevi kardeşlerimizin yanında olmuştur.

- Artniyetli kesimler tarafından topluma körüklenen ayrılıkçı provokasyonun önündeki en büyük engel olmuş, Türk-Kürt, Sünni-Alevi ayrışması gibi konulara akılcı çözümler getirmiştir.

- Roman kardeşlerimizin toplumda ikinci sınıf vatandaş gibi değerlendirilmelerinin önüne geçmiş, bu kardeşlerimizin kültürlerindeki zenginliği ve güzelliği övmüş, programlarında Roman sokak sanatçılarını ağırlamıştır.

- Vatanına, milletine, dinine bağlı Kürt kardeşlerimize sahip çıkmış, bu kardeşlerimizin PKK ile aynı değerlendirilmesinin çok büyük bir vicdansızlık olduğunu dile getirmiş, Kürt kardeşlerimizi programına davet edip Kürt müzikleri eşliğinde dans etmiş, Kürt vatandaşlarımızın ne denli kıymetli olduklarını her fırsatta dile getirmiş, bazı kesimler tarafından ötekileştirilmeye çalışılan Kürt kardeşlerimize karşı toplumdaki önyargının yıkılmasına vesile olmuştur.

- Laz, Çerkes, Roman, Arnavut, Azeri, Kürt, Türk, Ermeni, Süryani, Arap; ırk, dil, etnik köken ayırt etmeksizin tüm vatandaşların birinci sınıf vatandaş olduklarını her fırsatta vurgulamış, farklı etnik kimliğe sahip kesimlere karşı nefret ve düşmanlığın önlenmesi için çalışmalar yürütmüştür.

- İran’ın 2008 yılında İsrail’le olan gerilimi üzerine, İranlı yetkililerin kamuoyuna, ‘Atom bombası kullanmak haramdır’ açıklamasını yapmalarına vesile olmuştur.

- Rusya ile uçak krizi döneminde iki ülkenin bu konuyu hızlı şekilde çözmesi gerektiğini, Türkiye’nin bu konuda alttan alıp üzüntü duyduğunu Rusya’ya belirtmesinin yeterli olacağını önermiş, ülkemiz yetkilileri de bu şekilde bir yol izleyerek uçak krizinden üzüntü duyduklarını Rusya’ya iletmişlerdir. Bu şekilde iki ülkenin arası düzelmiş, Rusya ambargosu kademeli olarak sona ermiştir. Adnan Oktar söz konusu dönemde başta Rusya’nın en önemli yayın organı olan Pravda Gazetesi olmak üzere dünyanın pek çok önde gelen yayın kuruluşunda yayınlanan makalelerinde iki ülke arasında dostluk, barış ve birliktelik sağlamaya çalışmış, barışma sürecine katkıda bulunmuştur.

 

Sonuç

1979’dan günümüze kadar dünya çapında milyonlarca insanın manevi yönden hayata bakış açısını değiştirmesine vesile olan Sayın Adnan Oktar, 73 dile çevrilmiş 300’den fazla eseri, binlerce makalesi, canlı televizyon yayınları ve eserlerinden faydalanılarak hazırlanan 1000’in üzerinde internet sitesi, yüzlerce iman hakikati belgeseli, 5000’in üzerinde konferans ve Yaratılış gerçeğini bilimsel olarak ortaya koyan binlerce fosil sergisi ile dünyanın en büyük ilmi faaliyetini gerçekleştirmiştir.

Sayın Adnan Oktar’ın önemli bir özelliği, kendisinden önce gerçekleştirilmemiş elzem çalışmalara imza atmış olması, imani ve fikri faaliyetleriyle pek çok konuda Türkiye’de ve dünyada öncülük etmiş olmasıdır. Darwinizm’e karşı verdiği ve çok büyük bir başarı elde ettiği ilmi ve fikri mücadele buna önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Nitekim, Sayın Adnan Oktar’ın çalışmaları Darwinizm’e en etkili darbeyi indirmiş, bu çalışmalar neticesinde materyalizm, komünizm, faşizm, deizm, ateizm gibi insanları dinsizliğe sürükleyen öğretiler fikren tamamen yerle bir olmuştur.

Sayın Adnan Oktar’ın Darwinizm karşıtı ilmi faaliyetlerinin vesile olduğu bir diğer önemli başarı da, bu faaliyetlerin Türkiye’de milliyetçi-mukaddesatçı siyasi görüşün ideolojik zeminini inşa etmiş olmasıdır. Öyle ki bu çalışmalar vesilesiyle Türkiye’de solun felsefesi çökmüş, etki ve nüfuz alanı yok olmuştur. Böylece modern sağı temsil eden hükümetler çok güçlü bir felsefi zemin üzerine oturabilmiş, uzun yıllar iktidarda kalmaya devam edebilmişlerdir.

Sayın Adnan Oktar’ın Darwinizm ve Darwinizm kaynaklı dinsiz ideolojileri yerle bir eden ilmi ve fikri çalışmalarının yanı sıra İslam Birliği ülküsünü gerçekleştirmek, Kuran ve Yaratılış mucizelerini anlatarak insanların imanına vesile olmak, milli birlik ve beraberliğin sağlanmasına katkıda bulunmak için ortaya koyduğu ilmi çalışmalar da solun felsefi ideolojisinin yıkılmasında etkili olmuş ve sağın iktidara gelmesine ortam hazırlamıştır.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek AK Parti’nin iktidara gelişinde etkili olan felsefi zeminin Sayın Adnan Oktar’ın anti-Darwinist, anti-materyalist ilmi faaliyetlerini sonucunda oluştuğunu söylemiştir. Sol çizgide bir aydın olan Doğu Perinçek, AK Parti’nin güçlü bir şekilde iktidar olmasını solun gerilemesine ve sağın güçlenmesine bağlamış, solu etkisizleştiren faaliyetin ise Sayın Adnan Oktar’a ait olduğunu ifade etmiştir. Bu, doğru ve önemli bir tespittir. Nitekim sağın felsefi zeminini oluşturan fikri ve imani faaliyetler Cumhuriyet tarihinden bu yana sadece Adnan Oktar ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir.

Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşları tüm Türkiye’yi şehir şehir, köy köy, mahalle mahalle gezmiş, Adnan Oktar’ın kitaplarından faydalanarak gerçekleştirdikleri konferanslarla Darwinizm’in bilimsel geçersizliğini anlatmışlardır. Öte yandan Türkiye’nin dört bir yerinde binlerce Yaratılış gerçeği sergisi açmışlardır. Ayrıca Adnan Oktar’ın eserlerinin milyonlarca nüshası ücretsiz olarak halka dağıtılmış, insanlarımızın bu hayati gerçekleri öğrenmeleri sağlanmıştır.

Güçlü bir milli bilince ve imani şuura sebebiyet veren bu kapsamlı faaliyetler neticesinde sağın fikri zemini hazırlanmış, AK Parti için iktidar imkanı oluşmuş, AK Parti güçlü bir fikri zemin üzerinde rahatça hareket eden bir parti haline gelmiştir.

Solun ve komünizmin sözde bilimsel temeli olarak kabul edilen Darwinizm’in çürütülerek alt edilmesi sonucunda solun felsefi zemini çökmüş, komünizm daha fazla savunulamaz hale gelmiştir. Bunun akabinde Türkiye’de klasik manada sol parti kalmamıştır. CHP dahi neredeyse sağ söylemler üreten bir parti halini almıştır.

Sayın Adnan Oktar’ın Darwinizm karşıtı bilimsel çalışmalarını dünya geneline taşımasıyla birlikte Darwinizm uluslararası düzeyde yerle bir edilmeye başlamıştır. Darwinizm’e karşı yazmış olduğu yüzlerce eser tüm dünyaya ulaşmış, insanlar özellikle Yaratılış Atlası ile canlıların milyonlarca yıldır hiç değişmediklerinin delillerini görmüşlerdir. Daha önce dünyayı rahatça aldatmış olan Darwinist dünya medyası, Sayın Adnan Oktar’ın eserlerinin ardından bu sahte teoriyi savunan haberleri yapamaz olmuştur. Dünya Darwinistleri kendilerine güvenlerini yitirmiş, sahte davalarını savunamaz hale gelmişlerdir. Bu önemli yenilgiye vesile olan tek kişi Sayın Adnan Oktar’dır ve başta Darwinistler olmak üzere tüm dünya bu düşüncede ortaktır.

Materyalizmi ve Darwinizm’i felsefe olarak benimsemiş olan Deccaliyet’in, dünyanın en etkili anti-materyalist, anti-Darwinist ilmi çalışmalarını gerçekleştiren Sayın Adnan Oktar’ı hedeflemiş olması hiç kuşkusuz tesadüf değildir. Bu karanlık yapı, Sayın Adnan Oktar’ın ateizmi ve Darwinizm’i bilimsel delillerle yerle bir ederek tüm dünyaya Allah'ın varlığını ve Yaratılış gerçeğinin delillerini anlatmasından rahatsız olduğu kadar, İslam Birliği idealini kararlı bir biçimde savunmasından ve bu konuda onlarca eser kaleme almasından da son derece rahatsızdır. Çünkü bu şeytani sistem için, 300 yıldan bu yana sürdürdüğü sömürü düzeninin karşısındaki en büyük tehlike, dünya Müslümanlarının bir araya gelerek oluşturacakları güçlü bir İslam Birliği’dir.

Sayın Adnan Oktar’ın faaliyetlerinden rahatsız olan küresel Deccali sistem, bu hayırlı faaliyetleri engellemek için kumpasçıları vasıtasıyla olmadık asılsız iftiralar düzerek bir komplo kurmuş, bu komplo neticesinde Sayın Adnan Oktar’ın tutuklanıp cezaevine gönderilmesine zemin hazırlamıştır. Bunun için sıradan insanları kullanmış, kurguladığı senaryoyu piyon olarak kullandığı bu sıradan kişilere dikte etmiştir. Bu yöntem, Deccaliyet’in klasik yöntemidir. Deccali sistem küçük bir kuvvetle Müslümanları birbirine düşürür ve bundan büyük netice almayı hedefler. Amacına ulaşmak için bir yandan polisi ve devleti kullanır, bir yandan da kendi dostlarını çeşitli iftira ve tuzaklarla sistem içinde yok etmeye kalkar. Bu, Deccaliyet’in bilinen bir oyunudur.

Deccaliyet’in rahatsız olduğu bir diğer önemli husus da, Sayın Adnan Oktar’ın Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a 26 yıldır verdiği son derece etkili fikri destektir. Sayın Erdoğan’ı devirme planları yapan ve aleyhinde kara propaganda çalışmaları yürüten Deccali sistem, ona destek veren grupları da etkisiz hale getirme peşindedir. Adnan Oktar da Sayın Erdoğan’ı desteklediği ve bu yönde çok büyük bir etkiye sahip olduğu için Deccaliyet’in başlıca hedefi olmuştur.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.